<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
		
         <channel>
         <title>Medihayat - Sağlık Haber Sitesi</title>
         <link>https://www.medihayat.com</link><item>
		   <title>Kışın bu gıdaları yiyin rahat uyuyun</title>
		   <description><![CDATA[Acıbadem Kayseri Hastanesi Diyetisyeni Burcu Akbeyaz Özger, kış aylarında uyku düzenini desteklemek için melatonin içeriği yüksek besinlere yönelmenin önemini vurguladı. Vişne, ceviz, yulaf, tam tahıllar, domates, brokoli, muz, ananas ve yumurtanın doğal melatonin desteği sağlayarak daha sakin bir uykuya yardımcı olduğunu söyledi.]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Kayseri Hastanesi Diyetisyeni Burcu Akbeyaz Özger, kışın melatonin içeren gıdaların uykuya yardımcı olacağını söyleyerek, "Bunlara örnek verecek olursak vişne veya vişne suyu. Bunlar melatonin en yüksek olan meyvelerden birisidir. Bir diğeri ceviz melatonin içeriği bilinen nadir kuruyemişlerden birisidir. Yine yulaf, pirinç, mısır, arpa gibi tam tahıllar. Domates, brokoli gibi salatalık gibi sebzeler, muz, ananas gibi tropikal meyveler ve son olarak da yumurta. Bu besinler melatonin seviyesinin destekleyerek sakin bir uykuya hazırlık sağlamış olur" dedi.

Uykusuzluğun dünya çapında yaygın bir problem olduğuna dikkat çeken Özger, "Uykusuzluk genel nüfusumuzun problemlerinden biri aslında. Yaklaşık üçte birini etkiliyor dünya çapında ciddi bir sağlık problemi tehdidi altında bulunuyor. Melatoninin uyku verimini artırdığı biliniyor ve bununla birlikte de melatonin içeren gıdaların aynı şekilde uykuya yardımcı olacağı da yapılan çalışmalar sonucunda bulunmuştur" ifadelerini kullandı.

Melatoninin bağışıklık sistemi ve metabolizma üzerindeki etkilerine değinen Burcu Akbeyaz Özger, "Bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı oluyor. Yine vücudu antioksidan etkilere karşı destekliyor, jet lag etkisini azaltıyor, endokrin sisteme karşı etkili. Leptin ve insülin duyarlılığını düzenlemeye katkı sağlıyor, stres ve kortizon hormonlarının dengesine katkı sağlar ve son olarak da kanser araştırmalarında da bir yeri bulunuyor melatonin hormonunun" dedi.

"En fazla melatonin içeriğine sahip gıdalar hayvansal gıdalar, bitkiler ve mantarlar"

Özger, melatoninin ana kaynağının insan vücudu olduğunu fakat besinlerle de desteklenebileceğini belirterek, "Bunlara örnek verecek olursak vişne veya vişne suyu. Bunlar melatonin en yüksek olan meyvelerden birisidir. Bir diğeri ceviz melatonin içeriği bilinen nadir kuruyemişlerden birisidir. Yine yulaf, pirinç, mısır, arpa gibi tam tahıllar. Domates, brokoli gibi salatalık gibi sebzeler, muz, ananas gibi tropikal meyveler ve son olarak da yumurta. Bu besinler melatonin seviyesinin destekleyerek sakin bir uykuya hazırlık sağlamış olur" ifadelerine yer verdi.

Burcu Akbeyaz Özger, melatonin üretimini dolaylı artıran triptofan kaynaklarına da değinerek, "Melatonin sentezi triptofandan başladığı için aslında bu besinler dolaylı olarak melatonin üretimini destekliyor. En önemlileri arasında süt ve süt ürünleri, hindi eti, balık, kabak çekirdeği, tahin, susam, fındık ve badem bulunuyor. Triptofanın aslında serotonin ve melatonin döngüsünü güçlendirerek uyku düzenine olumlu katkı sağladığı bilinmektedir" diye konuştu.

Çalışmalarda besinlerdeki melatonin miktarlarının incelendiğini belirten Özger, "Hayvansal gıdalara detaylı olarak inceleme yapıldığında kırmızı et, balık ve yumurta birlikte bakıldığında balık ve yumurtanın melatonin içeriğinin kırmızı ete göre daha yüksek olduğu bulunmuştur" ifadelerini kullandı.

"Akşam sağılan sütle sabahki sağılan sütün içerisindeki melatonin miktarı aynı değil"

Anne sütü ile ilgili araştırmaları da paylaşan Özger, "Yapılan diğer çalışmalarda anne sütünün içerisinde de yine melatonin hormonu ile karşılaşılmıştır. Biz özellikle emziren annelere şunu söylüyoruz; emzirirken sağdığımız sütlerin mutlaka üzerine tarihlerini yazalım. Bununla birlikte hangi saatte sağdığımızı da mutlaka yazalım. Çünkü biliyoruz ki akşam sağılan sütle sabahki sağılan sütün içerisindeki melatonin miktarı aynı değil. Sabah ve akşam yaklaşık 10 kat melatonin seviyesi olarak değişkenlik gösteriyor" dedi.

Özger, yanlış zamanlı sütün bebekte huzursuzluk oluşturabileceğini belirterek, "Bu nedenle bebeklere melatonin içeriği yüksek olan sütü sabah verdiğimizde bebekler günü daha uyku halinde geçirirken tam tersi sabah sağdığımız sütü de akşam bebeklere verdiğimizde bir uykusuzluk veya huzursuzluk seyredebilir. O yüzden de mutlaka sütlerimizin üzerine tarihleriyle beraber yazalım" ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/kisin-bu-gidalari-yiyin-rahat-uyuyun-20251210AW59-8087.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/kisin-bu-gidalari-yiyin-rahat-uyuyun-20251210AW59-8087.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/kisin-bu-gidalari-yiyin-rahat-uyuyun-20251210AW59-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/kisin-bu-gidalari-yiyin-rahat-uyuyun-20251210AW59-8087.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/kisin-bu-gidalari-yiyin-rahat-uyuyun/517/</link>
		   <pubDate>Wed, 10 Dec 2025 13:33:12 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Gıda zehirlenmelerine dikkat</title>
		   <description><![CDATA[Gaziantep Özel Anka Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Nagihan Demir, Türkiye'de son haftalarda gıda zehirlenmesi vakalarının belirgin şekilde arttığını söyleyerek hem tüketicilere hem işletmelere önemli uyarılarda bulundu. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Gaziantep Özel Anka Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Nagihan Demir, Türkiye'de son haftalarda gıda zehirlenmesi vakalarının belirgin şekilde arttığını söyleyerek hem tüketicilere hem işletmelere önemli uyarılarda bulundu.

Dr. Demir, gıda kontaminasyonunun "çiftlikten sofraya" uzanan tüm aşamalarda oluşabileceğini hatırlatarak, "Üretim, işleme, dağıtım ve hazırlama süreçlerinin herhangi bir noktasında gıdalar kirlenebilir. Tekil vakalar genellikle fark edilmez, ancak aynı yemeği yiyen birkaç kişide benzer şikayetler başladığında salgınlardan haberdar oluruz" dedi.

Pandemi döneminde yoğun hijyen tedbirleri nedeniyle gıda zehirlenmelerinin azaldığını belirten Dr. Demir, "Önlemlerin gevşemesi, toplu beslenme merkezlerinin yeniden yoğunlaşması ve deniz ürünlerinin sık tüketilmesiyle birlikte klasik bakteri ve virüs enfeksiyonlarının yanı sıra deniz ürünleri kaynaklı zehirlenmelerde de artış yaşanmaya başladı. Zehirlenmelerde en sık karşılaşılan etkenleri şöyle sıraladı: Norovirüs, Hepatit A/E, Salmonella, ListeriaStaphylococcus aureus toksinleri (ani bulantı-kusma) Botulinum toksini (özellikle konserve gıdalarda; felç ve ölüm riski), mantar zehirlenmeleri, Pestisit (tarım ilacı) kalıntıları ve ağır metaller" dedi.

Botulizm riskine özellikle dikkat çeken Demir, "Şişmiş konserveler kesinlikle tüketilmemelidir. Botulinum toksini çok küçük dozlarda bile ölümcül olabilir. Gıda zehirlenmeleri hafiften hayatı tehdit eden tablolara kadar geniş bir yelpazede görülebilir. Belirtiler, bulantı, kusma, sulu veya kanlı ishal, karın ağrısı, ateş şeklinde başlar, bazı durumlarda nörolojik etmenler, kas güçsüzlüğü ve bilinç değişikliklerinin de görülebilir. Özellikle çocuklar, gebeler, yaşlılar ve bağışıklığı baskılanmış bireyler daha ağır seyredebilecek vakalar açısından yüksek risk altındadır" dedi.

Dr. Demir, gıda zehirlenmesinden şüphelenildiğinde en önemli noktanın iyi bir öykü olduğunu belirterek, "Şikayetler aynı yemeği yiyen iki veya daha fazla kişide ortaya çıkıyorsa mutlaka salgın ihtimali değerlendirilmelidir. Hastanelerde gıda örneği alınmaz, tanı, hastadan alınan dışkı, kan veya kusmuk örnekleriyle konur. Gıda numunesi alma yetkisi yalnızca İl/İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerine aittir" ifadelerini kullandı.

Tedavide en kritik nokta: Sıvı ve elektrolit dengesi

Gıda zehirlenmelerinin büyük kısmında destek tedavisinin yeterli olduğunu belirten Dr. Demir, özellikle kusma ve ishalde sıvı kaybının hızla yerine konması gerektiğini söyledi.

Dr. Demir, "Ağır vakalarda damar içi sıvı ve antibiyotik tedavisi gerekebilir. Mantar, ağır metal ve pestisit zehirlenmelerinde ise etken maddeye yönelik antidot uygulanır" şeklinde konuştu.

Dr. Demir, zehirlenmeleri önlemek için uygulanması gereken kuralları söyleyerek, "Çiğ ve pişmiş gıdalar ayrı tutulmalı. Çiğ et, tavuk ve balıkla temas eden yüzeyler hemen temizlenmeli. Mutfak bezleri ve süngerler sık değiştirilmeli. Pastörize edilmemiş süt ve çatlak yumurtalardan kaçınılmalı Sebze ve meyveler iyi yıkanmalı. Pişmiş gıdalar tekrar ısıtılırken en az 74C'ye ulaşmalı. Şişmiş konserve ve paketler kesinlikle tüketilmemeli, son kullanma tarihleri mutlaka kontrol edilmeli" diye konuştu.

 
]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/gida-zehirlenmelerine-dikkat-8188.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/gida-zehirlenmelerine-dikkat-8188.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/gida-zehirlenmelerine-dikkat-8188-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/gida-zehirlenmelerine-dikkat-8188.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/gida-zehirlenmelerine-dikkat/516/</link>
		   <pubDate>Thu, 04 Dec 2025 18:33:35 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Sosyal medya bağımlılığı beyni çürütüyor</title>
		   <description><![CDATA[Prof. Dr. Tuncay Dilci, dijital çağın hızla ilerlemesiyle dijital uyaranlara maruz kalanların beyinlerinde değişimler yaşandığını söyleyerek, beyinde daralma, tembelleşme ve beynin çürümeye benzer işlevsiz bir noktaya dönüşmesi ile karşı karşıya kalınabileceğini söyledi. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Prof. Dr. Tuncay Dilci, dijital çağın hızla ilerlemesiyle dijital uyaranlara maruz kalanların beyinlerinde değişimler yaşandığını söyleyerek, beyinde daralma, tembelleşme ve beynin çürümeye benzer işlevsiz bir noktaya dönüşmesi ile karşı karşıya kalınabileceğini söyledi.

Dijitalizm çağının hızla ilerlemesiyle birlikte teknolojinin insan beyni üzerindeki etkileri daha çok tartışılmaya başlandı. Yapılan MR, bilgisayarlı tomografi ve EFMR ölçümleri, dijital uyaranlara maruz kalan beyinlerde belirli bölgelerde değişimler yaşandığını ortaya koyuyor. Bilimsel bulgulara göre dijital uyaran yoğunluğu beynin gerçek hayat uyumunu zayıflatırken, işlem hacminde daralma ve fikri tembelliğe yol açabiliyor. Dijital ortamların sunduğu hızlı beğeni ve onay mekanizmaları, beynin zamanlama ve karar mekanizmalarında sapmalara neden olabiliyor. Ayrıca gri madde miktarındaki azalma, duygusal kontrol merkezlerinden biri olan amigdalanın işlevlerinin zayıflamasına yol açarak öfke patlamaları ve agresif tutumları artırabiliyor. Dikkat eksikliği, odaklanma problemi ve kişiler arası iletişimde zayıflama, artık günlük hayatta daha görünür şekilde hissediliyor. Dijital bağımlılığın fiziksel etkileri trafikte, sosyal ilişkilerde ve iletişimde somut şekilde kendini gösterebiliyor.

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Dijital Yaşam Enstitüsü Başkanı, Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dilci, dijital çağın beyin üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, "Beynimiz dijital uyaranlara maruz kaldıkça gerçek hayatla kurduğu doğal uyum zayıflıyor. Bu da işlem hacminde daralma ve tembelleşmeye yol açıyor. Buna bağlı olarak beynin çürümesine benzer işlevsiz olma durumu ile karşı karşıyayız. Özellikle beyninde bu tür tembelleşme ve dışarı ile uyumlu çalışma becerisinde zayıflama olmaktadır" dedi.

"Beynin işlevsiz olması ile karşı karşıyayız"

MR ve bilgisayarlı tomografi sistemleriyle beyinde davranışsal değişim yönünde bulgulara rastlanıldığını söyleyen Prof. Dr. Dilci, "Dijitalizm çağı içerisindeyiz ve bilinen yönleri var, bilinmeyen yönleri var. Dolayısıyla hayatımıza hızlı girişiyle beraber nerelerde ne derece etkileri olmakta henüz kestirilememekte. Bununla beraber MR ve bilgisayarlı tomografi sistemleriyle birlikte EFMR dediğimiz sistemlerle yapılan ölçümlerde birtakım değişimlere maruz kalan beynimizin sonuç olarak da bir davranışsal değişim döngüsü yaşadığı yönünde bulgulara rastlanmıştır. Buna bağlı olarak beynin çürümesi durumu ile karşı karşıyayız. Özellikle beyninde bu tür tembelleşme ve dışarı ile uyumlu çalışma becerisinde zayıflama olmaktadır. Çünkü beynin aktivasyonu, gerçek hayata uyumu ve gerçek hayat üzerinden düşüncesi ile ilgili bir durumdur. Bu noktada stabil ya da kendi kolaycılığa kaçan beyinde ciddi anlamda bir yavaşlama ve işlem hacminde giderek daralma görülmektedir. Bunlardan özellikle ödül sistemindeki bozukluğa bağlı olarak beynin dopamin dengesinde bir bozukluk, bu bozukluğa bağlı olarak da stres ve kaygı düzeyinde bir artış olmakta. Özellikle beynin sürekli beğeni butonu veya onaylanma ihtiyacı peşinde koşması ve bunun zamanının doğru tayin edilememesinden kaynaklıdır" dedi.

"Sistemin bozulmasına sebebiyet veriyor"

Dijital bağımlılığın duygusal kontrol becerilerini kontrol eden ve yönlendiren sistemin bozulmasına neden olduğunu belirten Dilci, "Yine prefrontal kortex dediğimiz beynin daha çok efektif bir şekilde düşünme becerilerine yönlendirildiği yerlerde erteleme, buna bağlı olarak stres düzeyinde artış, sosyal becerilerde zayıflama ve dürtü bozukluğu ile beraber dikkat dağınıklığı gibi davranışsal bozulmalara doğru bir evrilme olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan gri madde hacminde azalma ile beyinde bir nevi amigdala dediğimiz duygusal kontrol becerilerini kontrol eden ve yönlendiren sistemin bozulmasına sebebiyet vermektedir. Yani nerede nasıl tepki vereceğimizi kestiremeden anlık öfke patlamalarına kadar beyin üzerinde agresif tutumlar sergilemesine etki edecek nöro-kimyasal değişiklikler olabilmektedir. Dikkat dağınıklığına bağlı olarak narşiszme evrilen kişilik ve üstünlük kompleksi ile yani sürekli ekrana hükmetme duygusu, diğer taraftan bedenimizin veya beynimizin düşünce aktivasyonlarındaki zayıflıktan kaynaklı öfkelenme, sabırsızlık ve buna bağlı karşı tarafa şiddet söylem ve eylemleri şeklinde kendini gösteren bir durumla karşı karşıyayız" diye konuştu.

"Fiziki olarak kendini göstermektedir"

Dilci, bağımlılığın somut bir şekilde dürtü bozukluğuna dönüştüğünü ifade ederek, "Empati ve sosyal kaygı düzeyimizde olumsuz etkiler yapmaktadır. Empati becerisi duyarsızlaşma şeklinde, kişinin birden fazla olaylara maruz kalması ve bilgiyi kaçırma duygusu ile beraber sürekli bir şeyleri takip etmesi ve şiddet kültürü kayması dediğimiz olay kişide sürekli bir saldırganlık dürtüsüne erişmesine neden olmaktadır. Bağımlılık tütün, alkol bağımlılığı gibi beynimizde amigdala dediğimiz ve dopamin dengesinin bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuçtur. Dolayısıyla biz bunu psikolojik bir rahatsızlık olarak veriyoruz. Dünya Sağlık Örgütü de DSM-5'i bağımlılık kapsamında değerlendirmektedir. Bunun fiziksel yönden kendini göstermesi artık trafikte, ikili ilişkilerimizde somut bir şekilde dürtü bozukluğuna evrildi ve sürekli dışarıda uyaran arama ihtiyacından kaynaklı odaklanma problemi, dikkat eksikliği ve kişiler arası iletişimde sürdürülebilir ve tatmin edici bir paylaşım yaşayamama şeklinde kendini somut ve fiziki olarak göstermektedir" şeklinde konuştu.

 

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/sosyal-medya-bagimliligi-beyni-curutuyor-5959.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/sosyal-medya-bagimliligi-beyni-curutuyor-5959.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/sosyal-medya-bagimliligi-beyni-curutuyor-5959-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/sosyal-medya-bagimliligi-beyni-curutuyor-5959.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/sosyal-medya-bagimliligi-beyni-curutuyor/515/</link>
		   <pubDate>Thu, 04 Dec 2025 16:33:25 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>İzmir'de sağlık turizmi için birlik olma çağrısı</title>
		   <description><![CDATA[İZFAŞ Sağlık Sponsoru Medicana İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Remzi Karşı, TTI İzmir Fuarı’ndaki söyleşide İzmir’in sağlık turizmi için güçlü bir altyapıya sahip olduğunu belirterek, tüm paydaşların ortak bir strateji oluşturması gerektiğini vurguladı. “Sağlık turizminde rekabet değil, birlikte hareket başarı getirir” dedi.]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Bu yıl 19'uncusu gerçekleştirilen TTI İzmir Fuarı'nın kapıları açıldı. Fuarda, Sağlık Turizmi söyleşisinin konuğu olan İZFAŞ Sağlık Sponsoru Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, İzmir'in sağlık turizmi için yeterli alt yapıya sahip olduğunun altını çizerek, "İzmir'deki tüm paydaşlar el ele vererek bir politika içerisine girilmeli. Bunun içinde devletin olması ve İzmir'in sağlık turizminde ön plana çıkaracak stratejilerin birlikte belirlenmesi gerekiyor. Bence hiçbir özel hastane sağlık turizminde bir diğeriyle yarışmaz ya da rakip değildir. Buna bütüncül bakılabildiği müddetçe doğru sonuçlara ulaşılabilir" diye konuştu.

Türkiye'nin en büyük uluslararası turizm platformu olan TTI İzmir 2025- 19. Uluslararası Turizm Ticaret Fuar ve Kongresi ziyarete açıldı. Dünyanın dört bir yanından sağlık profesyonellerinin bir araya geldiği fuarda sektörün önde gelen temsilcileri de TTI Stage sahnesinden değerlendirmelerde bulundu. TTI Stage'in en önemli söyleşi başlıklarından biri de, moderatörlüğünü Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Genel Sekreteri Gökçe Başkaya'nın yaptığı 'Sağlık Turizmi' söyleşisi oldu. Söyleşide, Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Üyesi Oğuz Özkardeş ve Eşrefpaşa Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Filiz Dağ konuşmacı olarak yer aldı.

Sağlıkta güçlü bir İzmir var

İzmir'in tarihsel geçmişinin ve bugünkü güçlü alt yapısının sağlık turizminde marka şehir olmasına sağlayabileceğine dikkat çeken Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "İzmir'in tarihsel geçmişiyle Asklepion'dan bugüne gelen tarihsel geçmişinin yanı sıra teknolojiyle, uluslararası akreditasyonla, iyi yetişmiş hekimlerle, çok donanımlı hastanelerle çok ciddi bir sağlık alt yapısına ulaştı. İzmir'in sağlık alt yapısıyla ilgili bir problem yok. Bizim burada konuşmamız gereken; sağlık turizminden yola çıkarak bu artılarını turizm için nasıl kullanacağımız. İzmir'in teknik olarak bir dar boğazı var. O da hava köprüsüyle bağlı olduğu destinasyonların yetersiz olması. İzmir, daha çok Kuzey Afrika, eski Balkan devletleri ve Türki cumhuriyetlerden yabancı hasta talebi alıyor. Bu destinasyonlardan uçuş sayılarının gün geçtikçe artması gerekiyor. İzmir'in turizmine değil sağlığına dönük çalışarak, yurtdışı uçuşları sezon dışında aktif tutmamız gerekiyor. Sağlık turizmi kapsamında obezite cerrahisi, liposuction, plastik cerrahi ve diş bölümlerine yabancı hasta geliyor. Onkolojisi çok güçlü, kalp cerrahisi çok güçlü, acil girişimlerinde, yoğun bakımlarında çok güçlü bir İzmir var. O zaman İzmir için düşünmemiz gereken şey; tüm şehir el ele vererek bir politika oluşturmak. Devletin liderliğinde, İzmir'i sağlık turizminde ön plana çıkaracak stratejileri birlikte belirleyip yürümemiz gerekiyor. Konuya bütüncül bakabildiğimiz müddetçe doğru sonuçlara ulaşırız" sözlerini kaydetti.

Öte yandan Medicana International İzmir Hastanesi'nin sağlık turizminde hitap ettiği hasta gruplarına değinen Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Bu yıl içinde yaklaşık 20 bin sağlık turizmi hastası ağırladık. Bu hasta sayılarının artması bugünkü toplantının sonuçlarına bağlı. Açalım uçuşları, el ele verelim ve büyütelim diyoruz" dedi.

12 ay turizmin anahtarı Efes'te

"Hastanın biletinin kesilmesinden hastaneye getirilmesine, refakatçisinin gezdirilmesine; hasta yakınlarının vakit geçirebilmeleri için özel bir programlar oluşturulmasına kadar sürecin her ayrıntısı düşünülmeli" diyen Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, sözlerine şöyle devam etti: "Alaçatı, Çeşme ve Foça son derece turistik yerlerimiz. Bunları çok iyi kullanmamız gerekiyor. Mesela sağlıklı yaşam için Urla, muhteşem bir yer. Burada sağlıklı yaşam kentleri kurulabilir. Çeşme ve Urla kışın gastronomisiyle yazın deniz turizmiyle son derece kıymetli. Ancak başka bir değer var ki; o da Efes. 12 ay boyunca Efes'in üzerinden sağlık turizmi planlaması yaptığımız zaman kentte yabancı hasta eksik olmaz."

Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, istatistiksel olarak yabancı hastaların yüzde 46'sının sağlık turizmi, yüzde 54'ünün turistin sağlığı için hastanelere başvurduğunu ifade etti. Yabancı hastaya yönelik politikaların sağlık turizmi üzerine kurulması gerektiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Ben özel hastane olarak bir destinasyon açamam ama kamu yetkisiyle sizler açarsınız. Devlet anlaşması yapamam ama siz yaparsınız. Ben de teknolojimle, imkanlarımla hastayı sağaltabilirim. Bu bir bütüncül iş. Hep birlikte el ele verirsek İzmir başarır" diye konuştu.

Sağlık kampüsü için çalışıyoruz

Doğru yönetmeliklerle şehre doğru yatırımcıyı çekmek gerektiğini söyleyen Oğuz Özkardeşler, "Sağlık turizmi gittiği şehirlerde eğitim ve sağlık yatırımlarıyla iç içe gelişiyor. Sağlık yatırımı çektikçe sağlıkta görev alan profesyonelleri, İzmir'e transfer ettikçe üniversitelerinde geliştiğini göreceğiz. İzmir'in bu konuda potansiyeli iyi bir durumda, yeterki değerlendirelim. İzmir'de sağlık turizmi dediğimiz zaman bilinen güvenilir bir markayı ortaya koymak lazım. Bu imajın dijital platformlarda uluslararası fuarlarda güçlendirilmesi şart. Bunun için de hammaddeye ihtiyaç var. İkincisi de hasta teknik takibinin yapılıyor olması lazım" ifadelerini kullandı. Kentte sağlık kampüsünü hayata geçirmek istediklerini dile getiren Oğuz Özkardeşler, sözlerine şöyle devam etti: "Nasıl serbest bölgeler oluşturuluyorsa sağlık için de bir bölge oluşturulsa doğru yatırımcıları çeker ve sağlık konusunda dünyada daha rekabetçi konumuna geliriz. Sağlık turizminin özel bir bölgede bir araya gelmesi için çalışmalar yapıyoruz."

Filiz Dağ ise Eşrefpaşa Hastanesi'nin Türkiye'deki ilk belediye hastanesi olduğunu vurgulayarak, "İzmir'e turist olarak gelenlerin sağlığını korumak gibi bir görevimiz var. Yeni binamız yapıldıktan sonra paydaşlarımızla omuz omuza yürümeye ve belediye ile hastaneler arasında köprü olmaya devam edeceğiz" dedi.

 


]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/izmirde-saglik-turizmi-icin-birlik-olma-cagrisi-20251204AW59-4401.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/izmirde-saglik-turizmi-icin-birlik-olma-cagrisi-20251204AW59-4401.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/izmirde-saglik-turizmi-icin-birlik-olma-cagrisi-20251204AW59-thumb.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/izmirde-saglik-turizmi-icin-birlik-olma-cagrisi-20251204AW59-4401.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/izmir-de-saglik-turizmi-icin-birlik-olma-cagrisi/514/</link>
		   <pubDate>Thu, 04 Dec 2025 19:28:29 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>İzmir İl Sağlık Müdürlüğünden 'hard disk hırsızlığı' açıklaması</title>
		   <description><![CDATA[İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, hard disklerin izinsiz taşındığı iddiaları üzerine yürütülen soruşturmada bir personelin 'güveni kötüye kullanma' fiilini işlediğini tespit etti. Personelin iş akdi feshedilirken, konu hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusu yapıldığı bildirildi. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, hard disklerin izinsiz taşındığı iddiaları üzerine yürütülen soruşturmada bir personelin 'güveni kötüye kullanma' fiilini işlediğini tespit etti. Personelin iş akdi feshedilirken, konu hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusu yapıldığı bildirildi.

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, bazı basın yayın organlarında yer alan 'hard disk hırsızlığı' iddiaları üzerine yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, bilgi işlem biriminde görevli U.U. isimli personel hakkında 19 Ocak 2024 tarihinde, 2 koli hard diski izinsiz olarak aracına koyduğu gerekçesiyle tutanak tutulduğu belirtildi.

Müdürlük tarafından başlatılan inceleme ve soruşturma kapsamında, personelin 'güveni kötüye kullanma' fiilini işlediğinin tespit edildiği kaydedildi. Olayın güvenlik görevlileri tarafından fark edilmesi sayesinde kurumun herhangi bir zarara uğramadığının da altı çizildi.

Disiplin süreci kapsamında, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II-e maddesi gereğince ilgili personelin iş akdinin feshedildiği bildirildi. Ayrıca eylemin adli suç oluşturabileceği değerlendirilerek İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğu ifade edildi.

Açıklamada, adli sürecin devam ettiği ve konunun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yakından takip edildiği vurgulandı.


İHA



 

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/izmir-il-saglik-mudurlugunden-hard-disk-hirsizligi-aciklamasi-5018.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/izmir-il-saglik-mudurlugunden-hard-disk-hirsizligi-aciklamasi-5018.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/izmir-il-saglik-mudurlugunden-hard-disk-hirsizligi-aciklamasi-5018-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/izmir-il-saglik-mudurlugunden-hard-disk-hirsizligi-aciklamasi-5018.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/izmir-il-saglik-mudurlugunden-hard-disk-hirsizligi-aciklamasi/513/</link>
		   <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 19:10:58 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>'Gelecek 10 yılda 7,7 milyon kişi HIV'den ölebilir'</title>
		   <description><![CDATA[Enfeksiyon ve Mikrobiyoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sünbül, dünyada gelecek 10 yıl içerisinde 7,7 milyon kişinin HIV enfeksiyonundan öleceğinin tahmin edildiğini söyledi. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Enfeksiyon ve Mikrobiyoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sünbül, dünyada gelecek 10 yıl içerisinde 7,7 milyon kişinin HIV enfeksiyonundan öleceğinin tahmin edildiğini söyledi.

İnsan bağışıklık yetmezliği virüsünün (HIV) dünyada ciddi sağlık problemi olmaya devam ettiğini açıklayan Prof. Dr. Mustafa Sünbül, dünyada 2020 yılı itibarıyla 1,8 milyonu çocuk olmak üzere 38 milyon HIV hastasının olduğu tahmin edildiğini, bu hastaların yaklaşık 5'te birinin maalesef hasta olduğunu bilmediğini kaydetti.

Dünyanın hemen her ülkesinde HIV'in görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Sünbül, "Hastalığın ilk tespit edildiği günden bu güne kadar 75,7 milyon kişi hastalığa yakalanmış ve bunlardan 32,7 milyonu ölmüştür. Geçtiğimiz yıl 690 bin kişi HIV enfeksiyonundan hayatını kaybetmiştir. Diğer yandan yine aynı yıl 1,5 milyon kişi hastalığa yakalanmıştır. Dünyada her gün 4 bin 500 kişiye hastalık bulaşmaktadır ve bunların da yüzde 59'u sahra altı Afrika'da yaşamaktadır. Gelecek 10 yıl içerisinde 7,7 milyon kişinin HIV enfeksiyonundan öleceği tahmin edilmektedir. HIV hastalığı bağışıklık sistemini etkileyerek bulaştığı kişiyi enfeksiyonlara ve kanserlere karşı savunmasız hale getirir. Virüs bağışıklık sisteminin hücrelerini bozup harap ettiği için hastaların bağışıklık sistemi çöker. Hastalık yıllar içerisinde ilerleyerek AIDS aşamasına geçer. Hastaların HIV aşamasından AIDS kliniğine gelmesi yaklaşık 2-15 yıl sürmektedir. AIDS dönemi bazı kanserlerin ve 'fırsatçı' diye tanımlanan diğer enfeksiyonların tabloya eklendiği ileri aşamadır" dedi.

"Grip benzeri bulgular görülebilir"

HIV semptomlarının enfeksiyonun aşamasına göre değiştiğini ifade eden Liv Hospital Samsun Enfeksiyon ve Mikrobiyoloji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sünbül, "Hastalık mikrobu kişiye bulaştıktan birkaç hafta sonra ya hiçbir belirti olmaz veya ateş, baş ağrısı, ciltte döküntü ve boğaz ağrısı gibi grip benzeri bulgular ortaya çıkar. Daha sonra enfeksiyon ilerler ve bağışıklık sistemi gittikçe zayıflar. Lenf bezlerinde şişme, kilo kaybı, ateş, ishal ve öksürük başlar. Tedavi edilmeyen hastalarda ise verem, menenjit, ciddi diğer enfeksiyonlar ve kanserler ortaya çıkar" diye konuştu.

"Gebelikte anneden bebeğe de geçebiliyor"

Bulaşma yolları ve risk gruplarından da bahseden Prof. Dr. Sünbül, "HIV hasta kişinin kan, süt, semen gibi vücut sıvıları ile bulaşır. Gebelikte anneden bebeğe geçer. Hasta kişi cinsel partnerine bulaştırır. Korunmasız ilişkide bulunanlar, damar içi uyuşturucu kullananlar, hastalık virüsünü taşıyan kişinin kan veya organının verildiği kişiler, steril olmayan aletlerle vücuduna dövme gibi uygulamalar yaptıranlar risk altındadır. Sifiliz, bel soğukluğu gibi cinsel yolla bulaşan hastalığı olanlarda risk artmaktadır. Ayrıca kaza ile hasta kişiye kullanılan iğnenin batması sonucu sağlık çalışanlarına da hastalık bulaşabilmektedir" şeklinde konuştu.

"Aynı gün sonucu çıkan testle tanı konabilir"

Prof. Dr. Mustafa Sünbül, hastalığın tanı ve tedavisi hakkında ise şunları söyledi:

"Günümüzde HIV tanısı aynı gün sonuçlanan testlerle konulabilmektedir. Bu ise erken tanı ve tedaviyi kolaylaştırmaktadır. Hastalık mikrobu alındıktan sonraki ilk 28 gün içerisinde antikor pozitif olur. Tanı testleri vücutta gelişen antikoru tespit eder. İlk basamak testi pozitif çıkan hastanın doğrulama testi yapılmalıdır. Ayrıca HIV'in genetiğini (HIV-RNA) tespit eden ve daha erken hastalık tanısını koymaya yarayan pahalı testler de vardır. Ancak bu test daha çok tedavinin takibinde kullanılmaktadır. HIV hastalığında erken tanı ve erken tedavi çok önemlidir. Günümüzde hastalık değişik tedavi rejimleri ile tedavi edilebilmektedir. Bu tedaviler virüsün çoğalmasını engellemekte, böylece hastanın bağışıklık sisteminin düzelmesine ve güçlenmesine yardım etmektedir. Sonuçta virüsün bulaştığı kişinin (konak) bağışıklık sistemi fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserle mücadele kapasitesini yeniden kazanmaktadır. Yapılan çok sayıda çalışmaya rağmen hastalık için henüz etkili bir aşı geliştirilememiştir."

 

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/gelecek-10-yilda-7-7-milyon-kisi-hivden-olebilir-5390.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/gelecek-10-yilda-7-7-milyon-kisi-hivden-olebilir-5390.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/gelecek-10-yilda-7-7-milyon-kisi-hivden-olebilir-5390-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/gelecek-10-yilda-7-7-milyon-kisi-hivden-olebilir-5390.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/gelecek-10-yilda-7-7-milyon-kisi-hivden-olebilir/512/</link>
		   <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 18:05:26 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Prof. Dr. Demir, "Demansın birçok türü, kesin olarak tedavi edilemiyor"</title>
		   <description><![CDATA[Demansın birçok türünün kesin olarak tedavi edilemediğini ancak ilaçlar ve çevresel düzenlemelerle semptomların kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Caner Feyzi Demir, "Risk azaltmada sigarayı bırakmak, düzenli egzersiz, kaliteli uyku, sosyal ve bilişsel aktiviteler ile tansiyon, diyabet ve kolesterol kontrolü önemlidir" dedi. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Demansın birçok türünün kesin olarak tedavi edilemediğini ancak ilaçlar ve çevresel düzenlemelerle semptomların kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Caner Feyzi Demir, "Risk azaltmada sigarayı bırakmak, düzenli egzersiz, kaliteli uyku, sosyal ve bilişsel aktiviteler ile tansiyon, diyabet ve kolesterol kontrolü önemlidir" dedi.

Fırat Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Feyzi Demir, demans ve Alzheimer hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Demir, "Demans, hafıza, iletişim, problem çözme ve davranışları etkileyen bir bilişsel gerileme tablosudur. En sık görülen türü, Alzheimer hastalığıdır. Demans, erken dönemlerde unutkanlık ve yön bulma güçlüğü ile başlıyor. Orta evrelerde iletişim bozuklukları ve kişisel bakım sorunları öne çıkıyor. İleri evrede ise tanıdıkları tanıyamama, yürüme ve yutma güçlükleri yaşanıyor. Tanıda mini mental test, biyokimyasal incelemeler ve nöro görüntüleme yöntemleri kullanılıyor. Demansın birçok türü, kesin olarak tedavi edilemiyor ancak ilaçlar ve çevresel düzenlemelerle semptomlar, kontrol altına alınabiliyor. Risk azaltmada sigarayı bırakmak, düzenli egzersiz, kaliteli uyku, sosyal ve bilişsel aktiviteler ile tansiyon, diyabet ve kolesterol kontrolü önemlidir. Beslenmede vitamin-mineral açısından zengin ve düşük tuz-şeker içeren bir diyet faydalıdır. Demans şüphesi olan bireylerin düzenli olarak nöroloji ve psikiyatri uzmanları tarafından takip edilmesi gerekiyor" diye konuştu.

 
]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/prof-dr-demir-demansin-bircok-turu-kesin-olarak-tedavi-edilemiyor-2955.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/prof-dr-demir-demansin-bircok-turu-kesin-olarak-tedavi-edilemiyor-2955.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/prof-dr-demir-demansin-bircok-turu-kesin-olarak-tedavi-edilemiyor-2955-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/prof-dr-demir-demansin-bircok-turu-kesin-olarak-tedavi-edilemiyor-2955.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/prof-dr-demir-demansin-bircok-turu-kesin-olarak-tedavi-edilemiyor/511/</link>
		   <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 17:03:47 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Ağız İçindeki Şüpheli Yaralar İhmal Edilmemeli </title>
		   <description><![CDATA[Ağız içindeki her lezyon masum olmayabilir. Özellikle kanser şüphesi uyandıran durumlarda biyopsi, hem erken tanı hem de doğru tedavi için kritik bir adımdır. Diş Hekimi İlker Arslan, biyopsinin sadece kanser tanısı için değil, enfeksiyonel ve inflamatuar hastalıkların tespitinde de önemli bir rol oynadığını vurguladı.]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Ağız içinde iyileşmeyen yaralar, lekeler veya şişlikler düşündüğünüzden daha ciddi bir sağlık sorununun işareti olabilir. Özellikle iki haftadan uzun süren ve tedaviye yanıt vermeyen lezyonlarda biyopsi yapılması büyük önem taşıyor.

Dr. Dt. İlker Arslan, biyopsinin erken tanıda hayat kurtarıcı olduğunu vurgulayarak, “Ağız içindeki bazı lezyonlar hızla büyüyebilir, kolayca kanayabilir ya da kırmızı-beyaz lekeler halinde görülebilir. Bu belirtileri asla göz ardı etmemek gerekir. Erken yapılan biyopsi sayesinde kanser gibi ciddi hastalıklar daha başlangıç aşamasında tespit edilebilir ve tedaviye hemen başlanabilir.” dedi.

Biyopsi, yalnızca kanser şüphesinde değil; enfeksiyon ve iltihap gibi durumların teşhisinde de kullanılıyor. Ayrıca tedavi sürecinde hastalığın seyrini ve tedavinin etkisini takip etmek için de uygulanabiliyor. 

Güvenli Biyopsi Uygulamaları

Biyopsi işlemleri, modern görüntüleme teknolojileri ve alanında uzman ekip tarafından titizlikle yürütülür. Yalnızca şüpheli veya hastalıklı dokuların doğru şekilde belirlenmesine değil, bu dokuların erken dönemde tespit edilmesiyle birlikte hastaların uzun vadeli ağız ve genel sağlıklarının korunması sağlanır.



Dr. Dt. İlker Arslan: Dr. Dt. İlker Arslan 2001 yılında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra, 2006 yılında Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Ana Bilim Dalı’nda “Post Sistemlerinin Farklı Üst Yapı Restorasyonları ile Birlikte Değerlendirilmesi” adlı doktora tezi ile tıp doktoru unvanı aldı.

Diş Hekimi İlker Arslan, İsviçre, Almanya ve Amerika’da implant ve estetik diş hekimliği üzerine eğitim ve bilimsel çalışmalara katıldı. Dr. Dt. İlker Arslan, mesleğinin ilk yıllarını Ankara ve Kırşehir’de açtığı muayenehanelerde geçirdikten sonra, 2010 yılında İstanbul’un en prestijli bölgelerinden biri olan Bağdat Caddesi’nde Dentsuadiye Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’ni kurdu ve bu tarihten itibaren mesleki çalışmalarını Dentsuadiye’de devam ettirmektedir. Aynı zamanda mesleki gelişimini ve bilimsel katkılarını sürdüren Dr. Arslan, Türk Prostodonti ve İmplantoloji Derneği (TPID), International Team for Implantology (ITI) ve Estetik Diş Hekimliği Akademisi Derneği (EDAD) üyedir.

Dentsuadiye Hakkında: Dentsuadiye 2010 yılında Dr. İlker Arslan tarafından İstanbul Bağdat Caddesi’nde açıldı. Dr. İlker Arslan liderliğindeki uzman ve deneyimli diş hekimi ve sağlık personeli kadrosu ve ileri teknoloji alt yapısı ile hastalarına güvenilir, konforlu ve yüksek kalitede butik hizmet sunmayı misyon edinmiş olan Dentsuadiye, koruyucu diş hekimliği uygulamalarından estetik diş hekimliği uygulamalarına kadar uzanan ağız ve diş sağlığının tüm branşlarında hizmet vermektedir. 2019 yılında T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından Uluslararası Sağlık Turizmi Yetki Belgesi verilen Dentsuadiye, 2025 Ocak ayı itibari ile Bağdat Caddesi lokasyonunda yeni inşa edilmiş müstakil binasında ferah bir ortamda hem yerel hem de yabancı hastalara misyon ve hedefleri doğrultusunda büyük bir istekle hizmet sunmaya devam ediyor.

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/agiz-icindeki-supheli-yaralar-ihmal-edilmemeli-9853.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/agiz-icindeki-supheli-yaralar-ihmal-edilmemeli-9853.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/agiz-icindeki-supheli-yaralar-ihmal-edilmemeli-9853-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/12/agiz-icindeki-supheli-yaralar-ihmal-edilmemeli-9853.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/agiz-icindeki-supheli-yaralar-ihmal-edilmemeli/510/</link>
		   <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 18:29:02 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Kanserdeki yeni tedaviler hastaların yaşam kalitesini yükseltiyor</title>
		   <description><![CDATA[Kanser alanında geliştirilen yeni nesil tedavi yöntemleri, hastaların hem yaşam kalitesini hem de tedavideki başarı oranını yükseltiyor. Can Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Elvina Almuradova, "Yeni tedavi alternatifleri sayesinde kemoterapiye daha az ihtiyaç duyuluyor, yan etkileri daha az oluyor. Bazı hastalarımız, aynı gün içinde tedavisini alıp işine dönebiliyor" dedi.

]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Can Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Elvina Almuradova, 1-7 Nisan Kanser Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, kanser alanında geliştirilen yeni nesil tedavi yöntemlerinin, hastaların hem yaşam kalitesini hem de tedavideki başarı oranını yükselttiğini belirtti. Almuradova, son yıllarda kanser tedavisinde ‘kişiselleştirilmiş tedavi’ yöntemlerinin benimsendiğini belirterek, "Kanser her hastada farklı seyreder. Bu yüzden her hastaya kişiye özgü bir tedavi planı uygulanıyor bu da başarı oranını arttırıyor" şeklinde konuştu. Uzman hekim, son yıllarda kemoterapiye olan ihtiyacın neredeyse yarı yarıya azaldığına dikkati çekerek, "Kemoterapi etkili bir yöntem olmasına mukâbil saç dökülmesi, mide bulantısı, kusma, kabızlık, ishal, ağız yaraları, kan değerlerinin düşmesi gibi yan etkilere neden olabiliyor. Uygun durumlarda akıllı ilaç, immünoterapi, hormon tedavisi gibi alternatif tedaviler kullanarak, yan etkilerin azaltılması sağlanıyor" dedi.

 

 

 

"En iyi tedavi yöntemi diye bir şey yok"

 

Son yıllarda kullanımı daha çok artan akıllı ilaçların, kanser hücrelerinin genetik ve moleküler özelliklerine odaklanarak hedefe yönelik tedavi sağladığına değinen Doç. Dr. Almuradova, yeni nesil tedavi yöntemleriyle ilgili şu bilgileri verdi:

"Akıllı ilaçlar, tümör hücrelerinin büyümesini engellemeye çalışırken sağlıklı hücrelere zarar vermez. İmmünoterapi ise tümör hücrelerini hedef almak yerine vücudun kendi bağışıklık sistemini kullanarak tümörü yok etmeye çalışır. Özellikle meme ve prostat kanserlerinde kullanılan hormon tedavisi ise tümör hücrelerinin büyümek için ihtiyaç duyduğu hormonları baskılar. ‘Bu tedavilerden biri diğerinden daha iyi’ diye bir şey söz konusu değil, bazen bir arada da kullanılabilir. Tümörün durumuna, hastadaki etkisine göre tedavi uzmanlarca yönetilir."

"Bazı hastalar tedavisini aldığı gün işe gidebiliyor"

İmmünoterapi ve akıllı ilaç gibi yeni nesil tedavi yöntemlerinin hastanın yaşam kalitesini arttırdığını belirten Almuradova, şunları kaydetti:

"Yeni testler tümörün DNA’sına bakıp ona göre dizilim yapıyor, biz de genetik mutasyona göre yönelik bir akıllı ilaç tedavisi uygulayabiliyoruz. Kişiselleştirilmiş, hedefe yönelik tedavinin başarısı buradan geliyor. Dördüncü evre meme kanserinde bile tam yanıt alabilen hastalar oluyor. Önceliğimiz hastaların olabildiğince normal yaşamlarına devam edebilmeleri, yaşamı kaçırmamaları. Yan etkileri ağır olan tedavilerde yaşam kaliteleri düşüyordu. Yeni nesil tedavilerin en güzel yanı da hastaların yan etkileri daha az yaşamaları. Kişiden kişiye değişmekle birlikte çoğu hasta yan etkileri düşük oranda yaşıyor. Bazı hastalarımız tedavisini alıp aynı gün işe ya da günlük hayatına devam ediyor."


]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/04/kanserdeki-yeni-tedaviler-hastalarin-yasam-kalitesini-yukseltiyor-8510.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/04/kanserdeki-yeni-tedaviler-hastalarin-yasam-kalitesini-yukseltiyor-8510.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/04/kanserdeki-yeni-tedaviler-hastalarin-yasam-kalitesini-yukseltiyor-8510-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2025/04/kanserdeki-yeni-tedaviler-hastalarin-yasam-kalitesini-yukseltiyor-8510.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/kanserdeki-yeni-tedaviler-hastalarin-yasam-kalitesini-yukseltiyor/509/</link>
		   <pubDate>Wed, 02 Apr 2025 14:52:26 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Özel hastaneler mevzuatını tamamen yeniliyoruz"</title>
		   <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Özel hastaneler mevzuatını tamamen yeniliyoruz. Özel hastanelerde mevzuat açısından bazı değişikliklere ihtiyaç olduğunu görüyoruz" dedi.]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Özel hastaneler mevzuatını tamamen yeniliyoruz. Özel hastanelerde mevzuat açısından bazı değişikliklere ihtiyaç olduğunu görüyoruz" dedi.

Medya kuruluşlarının sağlık muhabirleriyle Bakanlıkta bir araya gelen Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, planlanan çalışmalar hakkında bilgi vererek, gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Toplantı öncesi kişisel e-posta adresini ve telefon numarasını sağlık muhabirleriyle paylaşan Bakan Memişoğlu, toplumun sağlık okuryazarlığı oranının artırılmasında medya mensuplarının üstlendiği görevin çok önemli olduğunu belirterek, "Biz sizleri sağlıkçı olarak kabul ediyoruz. Biz, sağlık muhabirlerini sağlık ordusunun bir neferi olarak görüyoruz ve esasında sağlık okuryazarlığını, sağlığın toplumsal olarak gelişimini, aynı zamanda bu konudaki sağlığın bilgilerini sizler vasıtasıyla bütün toplum öğreniyor. Emeğiniz çok büyük. Hepinize teşekkür ediyorum çünkü sahada olan sizlersiniz. Sizin yaptığınız haberler çok kişiyi etkiliyor. Öyle olunca da hem toplumun sağlığının gelişimini hem de bizim daha da gelişimimizi sağlıyorsunuz. Başta size teşekkür ediyorum. Bizler hepimiz bu millete, topluma hizmet eden insanlarız. Amacımız daha iyi sağlık sistemi kurmak, daha iyi bir ülke oluşturmak. Onun için de elimizden geleni yapıyoruz. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğündeyken de sağlık muhabiri arkadaşlarımızla her zaman iletişime açık olduk. Bu konuda elimizden geldiğince Bakanlıkta da aynı açık ve şeffaf iletişimi kurmak isteriz. Maalesef bazen dezenformasyon oluyor, yanlış algılar oluyor. İyi bir iletişim, iyi bir haberleşme yolu kurmak kesinlikle bizim için değerli. Sizler bizim için değerlisiniz. Biz sizi medyadaki sağlık elçileri olarak görüyoruz. Onun için her konuda her zaman iletişim hâlinde olmayı isteriz" diye konuştu.

"Yaklaşımımız: Önce insan, insanın iyiliği"

Bakan Memişoğlu şunları söyledi:

"Türkiye de dâhil insanlara 'Mutluluğun olmazsa olmazı en çok nedir?' diye sorduklarında ilk parametre sağlık. Biliyorsunuz, yani yüzde 65-70 üzerinde insanlar, olmazsa olmazı sağlık olarak tanımlıyorlar hayatlarında. Onun için biz de bu mutluluk kaynağının sağlık olduğunun bilinciyle hareket etmek zorundayız. İnsan hayatıyla ilişkiliyiz. İnsanın rengine, cinsine, fikrine bakmıyoruz sağlık hizmeti sunarken, herkese eşit ve insan olduğu için hizmet ediyoruz. Yaklaşımımız: Önce insan, insanın iyiliği diyoruz, toplumun iyiliği diyoruz, medeniyetin iyiliği diyoruz ve dünyanın iyiliği diyoruz. Bugün maalesef dünya biraz kötülük medeniyetinin, kötülüğün hâkim olduğu, birbirlerini insanların katlettiği, naklen yayınlarda 45 bin kişinin öldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Biz iyilik tarafı olarak bunu düzeltmek için daha çok çalışmamız, birlikte hareket etmemiz, iyi tarafın bir arada hareket etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Onun için sağlıkla ilgili de daha iyisini nasıl yaparız konusunda çalışıyoruz. Hep beraber daha iyisini yapacağız."

"Topluma bunların zararlarını anlatmamız gerekiyor"

Bakan Memişoğlu, önceliğinin koruyucu hekimlik olduğunu ve bunun birinci basamak olduğunu belirtti. İnsanların hasta olmadan, sağlığını kaybetmeden kendisine bakmasının ve bedenine bakmasının, sağlıklı kalmasının yönetimini oluşturmak zorunda olduklarını bildiren Bakan Memişoğlu, "Yani bu konuda sağlığı kaybetmeden Sağlık Bakanlığı olarak çalışmamız lazım. Biz hastalık bakanlığı değiliz diyoruz hep. Biz sağlık bakanlığıysak önce koruyucu hekimliği, koruyucu sağlık kültürünü insanlara öğretmemiz lazım. Burada önemli sağlık çalışanı sizlersiniz. Çünkü toplumun sağlık okuryazarlığını artıracak haberleri yapacak ve onları bilinçlendirecek sizlersiniz. Biz bunları üretirken veya bunları desteklerken sizlerin yardımı olmadan toplumun sağlık okuryazarlığı oranını artırmayı veya sağlıkla ilgili kendilerine bakması gerektiğini öğretemeyiz. Onun için bu sorumluluk sadece bizde değil, sizlerde de var çünkü bugün baktığımız zaman Türkiye'nin en büyük sorunlarının obezite, kilo olduğunu görüyoruz, bağımlılık olduğunu görüyoruz. Bu sadece sigara, madde bağımlılığı değil. Bugün en önemli bağımlılıklardan bir tanesinin dijital bağımlılık olduğunu biliyoruz" ifadelerini kullandı.

"Sigara akciğer kanserinden KOAH'a kadar her türlü hastalığa etki eden bir madde"

Türkiye'de sigara kullanım oranının çok yüksek olduğuna dikkati çeken Bakan Memişoğlu, "Sigara akciğer kanserinden KOAH'a kadar her türlü hastalığa etki eden bir madde. Bu nedenle bizlerin topluma bunların zararlarını anlatmamız gerekiyor" dedi.

"Türkiye'nin yenilenebilir dediğimiz nüfusunun azalmaması gerekiyor"

Doğurkanlık oranına değinen Memişoğlu, "Bunun yanında doğurganlık oranı diyoruz, toplum eleştiriyor bazen, 'Bize neden karışıyorsunuz' diye ama baktığınız zaman çocuksuz olmaz. Ailede kardeş de önemli. İnsan kardeşle gelişiyor. Paylaşıyorsunuz, mücadele ediyorsunuz, birbirinizi destekliyorsunuz. Lakin biz bu konuda sadece kardeş tarafından bakmıyoruz. Bir de Türkiye'nin yenilenebilir dediğimiz nüfusunun azalmaması gerekiyor. Nüfus artış hızı 1,5 demek bu nüfusun azaldığı, yaşlanmasını bırakın azaldığı demek. Bu konuda toplumu bilinçlendirmemiz lazım. Normal Doğum Eylem Planı hazırladık, biliyorsunuz. Ama bunu topluma anlatmamız gerekiyor. Hekiminden, hastasına, gebesinden, aile bütününe işin normalinin doğum olduğunu, diğerinin ameliyat olduğunu hep beraber anlatmamız gerekiyor. İşte bu tür özellikle koruyucu dediğimiz, hastalanmadan sağlığı koruyacak politikalarımızın sizler tarafından da desteklenmesini ve çok fazla topluma bu konuda mesaj verilmesini arzu ediyoruz" açıklamalarında bulundu.

"Biz aile hekimlerine güveniyoruz, gelirlerinin de artacağını biliyoruz"

Aile hekimliğini destekleyeceklerini söyleyen Bakan Memişoğlu, "Çünkü aile hekimliği toplumun ilk başvuracağı ve en yakınındaki sağlık elçimiz, sağlık hizmeti sunduğumuz kapı. Onun için de aile hekimlikleriyle ilgili bir mevzuat, yönetmelik değişikliği yaptık. Bunun yanında 2025 senesinde yaklaşık bin tane hedefimiz yeni Aile Sağlığı Merkezi yapmak, onlara kurumsal kimlikle daha iyi hizmet verecek altyapı oluşturmak. Sağlıklı Hayat Merkezi hedefimiz de var, 100'ün üzerinde yapmak istiyoruz 2025 senesinde. Koruyucu hekimlik, temel sağlığın en önemli unsurudur. Mevzuatla ilgili de bazen dezenformasyon olabiliyor, yanlış algılar da olabiliyor. Burada şunu söylüyoruz, aile hekimine kayıtlı nüfusu 3 bin 500'e düşürerek hekimin kendisine kayıtlı kişilerin sağlıkla ilgili bütün parametrelerini takip etmesini, özellikle yaşlı grubu, şeker hastası, tansiyon hastası gibi grupları takip etmesini istiyoruz. Yanlış anlaşılma olmasın, biz aile hekimlerinin maaşlarını kesmiyoruz. Biz aile hekimlerine kendi nüfusunun sağlığına göre daha çok teşvik vermeye çalışıyoruz. Kendi nüfusunun hastalanmamasının temininde etkin rol almasını istiyoruz. Bu nedenle de biz kendisiyle kıyaslıyoruz aile hekimini. Eğer nüfusu, kendi sorumlu olduğu nüfusu bir önceki döneme göre daha sağlıklıysa bunu aile hekiminin başarısı olarak görüyoruz çünkü kendi sorumlu olduğu bölgedeki insanlar, kendilerine bakarsa, hastalanmazsa bunu sağlayacak kişinin aile hekimi olduğunu görüyoruz ve kişinin kendi sorumluluğunun olduğunu biliyoruz. Onun için bu konuda biz aile hekimlerine güveniyoruz, gelirlerinin de artacağını biliyoruz. Çalışan ve çalışmayan arasındaki farkın da net olmasını istiyoruz. Onun için teşvik vereceğiz, ilave vereceğiz, ücret vereceğiz aile hekimlerine. Bu konuda dezenformasyon olmasını arzu etmiyoruz" diye konuştu.

"Randevu konusunda bazı branşlarda sıkıntılar olduğunu biliyoruz, bunları en kısa zamanda çözeceğiz"

Bakan Memişoğlu, "Randevu konusunda bazı branşlarda sıkıntılar olduğunu biliyoruz, bunları en kısa zamanda çözeceğiz. Bugün yeni atama ve yer değiştirme yönetmeliği (Sağlık Bakanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik) yayımladık. Biliyorsunuz Türkiye'de hekim dağılımında 2002 senesinde en gelişmiş bölge ile gelişmemiş bölge arasında yedi kat fark vardı. Gelişmiş bölgelerimizde yedi kat fazla sağlık personeli vardı. Şu anda 2,5 kat farka düşürdük. Bunu daha aza düşürmek için böyle bir yönetmelik yayımladık" ifadelerine yer verdi.

"Bakanlığımızın hizmetlerini komple check-up yapıyoruz"

Sağlık Bakanlığı hizmetlerini komple check-up yaptıklarını aktaran Bakan Memişoğlu, "Yani denetleme usullerimizi, sağlık hizmetlerimizi yeniden yapılandırma aşamasındayız. Bu konuda malum yenidoğanla ilgili bir denetleme ve değerlenme bilimsel komisyonu oluşturduk. Tüm branşlarda bunu yapacağız: Acil, erişkin yoğunbakım, onkoloji gibi. Hizmet alanlarımızı kontrol ederek işleyişi daha etkin hâle nasıl getiririz konusunda çalışıyoruz" dedi.

"Sağlık bilimini de, bilgisini de üretmek istiyoruz"

Özellikle sağlık turizmi konusunda biraz daha etkin olmak için Uluslararası Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketini (USHAŞ) yeniden yapılandırıp, daha etkin hâle getirerek sağlık hizmetlerini büyütmeyi amaçladıklarını ifade eden Memişoğlu, "Sağlık hizmetinde özellikle kamu tarafının biraz daha gelişmesi gerektiğini düşünüyoruz bu konuda. Koruyucu ve temel sağlık hizmetlerinin yanında benim en önemsediğim şey, bu konuda sizin desteğinizi de istiyoruz çünkü bu konuda kat etmemiz gereken çok uzun bir yol var, yapmamız gereken işler var, biz sadece sağlık hizmetini sunan, sağlık hizmetini iyi yapan bir ülke olmak istemiyoruz, biz sağlık hizmetini sunarken sağlık bilimini de bilgisini de üretmek istiyoruz" şeklinde konuştu.

"Bir buçuk milyon sağlık çalışanlarımızın hakkını yememesini istiyorum"

"Türkiye'nin sağlık çalışanları özellikle hekim grubu gerçekten dünyanın medar-ı iftiharı olarak görülüyor" diyen Memişoğlu, "Bunun da toplum tarafından bilinmesi lazım. Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Sağlık hizmetleri son 20 yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde inanılmaz gelişti ve dünyada Covid-19'da gördük, depremde de gördük ki sizler sağlık hizmetlerinin dünyaya rol model olan bir ülkesinde yaşıyorsunuz. Bunu yapan sağlık çalışanları ve hekim grubu, sağlık sistemimiz. Çok istisnai insanlıktan nasibini almamışların, üstelik de yakalanarak cezaevinde olanların, bunu bir buçuk milyon sağlık çalışanlarımızın hakkını yememesini istiyorum" ifadelerini kullandı.

"Bebek ölümlerinde bin canlı doğumda 35'lerden 7,1'e düşürülmüş İstanbul için, Türkiye için 9,2'ye düşürülmüş"

Bebek ölümlerinde bin canlı doğumda 35'lerden 7,1'e düşürülmüş İstanbul için, Türkiye için 9,2'ye düşürüldüğüne dikkat çeken Bakan Memişoğlu, "Prematüre 37 haftanın altında doğan bebeklerimizin yaşam şansı yüzde 95'in üzerinde çıkartılmış bir sağlık sisteminden, sağlık çalışanlarından bahsediyoruz. Yaşam süresini 78 yaşına çıkartmış bir sağlık sisteminden, sağlık çalışanlarından bahsediyoruz. Bunun kötülenmesine veya birkaç tane nasipsiz sebebiyle örselenmesine hep beraber izin vermememiz lazım. Birkaç kişinin kusuru, caniliği bu kadar büyük hizmetleri, Avrupa ile dünyadan daha iyi olan hizmetleri ve çalışanları töhmet altında bırakmaması gerekir. Bunu başaracak sizlersiniz, bizleriz, sorumluluk sahibi insanlar" dedi.

"Ben sahayı dolaşıyorum 4 ayda 28 ile gittim" diyen Bakan Memişoğlu, "Sahadaki arkadaşlarımızın, sağlık sistemindeki çalışanlarımızın, üniversite dâhil, özel sektörü dâhil sorunları dinledik, toplantı yaptık, yerinde gördük. Genel anlamda arkadaşlarımızın taleplerini aldık çünkü sonuçta biz onlar için de buradayız. Onlarla hizmet sunmak, onlara destek vermek, onlarla beraber çalışmak için buradayız, sorunları yerinde tespit ederek daha etkin çözmeye çalışıyoruz" açıklamalarında bulundu.

Bakan Memişoğlu şu ifadeleri kullandı:

"Bunu özellikle takip etmenizi ve bilim insanlarımızı motive etmenizi istiyorum sizden çünkü üretmemiz lazım. Üretmemiz için de bilim insanlarını, finansı ve devleti bir araya getirmemiz lazım. Bakın, bilim yapmayacağız sadece, bilim üretmemiz gerekir. Bilim malzemesi üretmemiz gerekir, ilaç üretmemiz gerekir. Onun için biz TÜSEB'i bu konuda bu ekosistemi oluşturacak şekilde dizayn ediyoruz. Üreten sağlık demek, esasında gelecekteki 10 sene sonraki, 20 sene sonraki sağlık ekosisteminin en önemli parçası olsun istiyoruz. USHAŞ'ı da yeniden yapılandırıyoruz. Bu iki konu bizim için önemli. Nasıl temel sağlık ve koruyucu sağlık diyorsak en az onun kadar da üreten sağlık ve sağlık teknolojisini, bilimini Türkiye'de üretir hâle getirmemiz gerekir."

"İnsan sağlığına faydası olacak her türlü uygulamayı yapılabilir hâle getirmek için uğraşıyoruz"

Sağlık Bakanı Memişoğlu, aile hekimlerine yönelik geleneksel ve tamamlayıcı tıp eğitimleriyle ilgili, "Bu konuda ikincil mevzuatın olması lazım. İkincil mevzuatını çıkaracağız. İkincil mevzuatla birlikte eğitimleri de artıracağız. Bu konuda bir sıkıntı olmayacak. Geleneksel tıpla şu andaki tıbbın entegre olarak çalışması taraftarı olan bir mantıkla yaklaşıyoruz. İnsan sağlığına faydası olacak her türlü uygulamayı yapılabilir hâle getirmek için uğraşıyoruz. Bu konuda aile hekimlerinin daha etkin olması için böyle bir mevzuat çıkarıyoruz. Bunun ikincil mevzuatları da kanundan sonra çıkacaktır. Nasıl çalışılacak, nasıl bir sistem kurulacak bunlara bakacağız" ifadelerini kullandı.

"Uygulamalar aile hekimliği sistemini daha etkin hâle getirecek"

Çıkacak olan yönetmelikler ve kanun ile temel sağlık hizmetleri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin öncelikli olması için uğraştıklarını aktaran Memişoğlu, "Aile hekimlerimizin kaygılarını anlıyorum. 5-6 ay geçtikten sonra çok daha iyi yerlerde olacağımızı düşünüyoruz. Uygulamadan sonra uygulamanın faydalı ve sıkıntılı yönlerini de görmüş olacağız. Öngörümüz, bu uygulamalar aile hekimliği sistemini daha etkin hâle getirecek ve sistemin odağına koyacak. Uygulamadan sonra gerekli takipleri yaparak iyi yönde revizelere de gidebiliriz" ifadelerini kullandı.

"Aile hekimine kendi nüfusundaki sağlık sorumluluğunu veriyoruz"

'İlaç yazamıyoruz' şeklindeki dezenformasyonlara da cevap veren Memişoğlu, "Bir dönem içinde kendi hasta grubuna yazılan ilaç miktarı, önceki dönemde yazılan ilaç miktarı ile aynıysa veya daha azsa aile hekimine teşvik veriyoruz. Bir dönem önceye kıyasla kayıtlı nüfusun hastaneye gidiş sayısı aynıysa veya daha azsa bu aile hekiminin o nüfusu daha sağlıklı hâle getirdiği anlamına gelir. Bu noktada teşvik ve ek ödeme veriyoruz. Üstelik bu teşviki iki kat artırdık. Aile hekimine kendi nüfusundaki sağlık sorumluluğunu veriyoruz. Nüfusunu sağlıklı tutan aile hekimleri başarılı olmuş demektir. Hiçbir hekimin tedavi işleyişine müdahale etmeyiz ve ilaç yazmasına engel olmayız. 'Biz ilaç yazamıyoruz, Bakanlık yasakladı' deme niyetinin hoş olmadığını düşünüyorum" diye konuştu.

"Kamu hastaneleri ve sağlık turizmiyle ilgili çalışmalarımız devam edecek"

Ekim ayından bu yana İl Sağlık Müdürleri, İlçe Sağlık Müdürleri ve başhekimleri belli parametrelerle takip ettiklerini ifade eden Bakan Memişoğlu, "Çalışan memnuniyeti, hasta memnuniyeti, müracaat oranları konularını elektronik sistem üzerinden değerlendiriyoruz. Yöneticileri bir önceki döneme göre kıyaslıyor, başarı endekslerini ölçüyoruz. Bu endeksleri kendileri de görebiliyor. Kamu hastaneleri ve sağlık turizmiyle ilgili çalışmalarımız devam edecek. Bazı mevzuat değişiklikleri yapacağız" dedi.

"Birçok husus doğurganlık oranını etkiliyor"

Sezaryenin bir ameliyat yöntemi olduğunun ve bu konuda toplumu bilgilendirmeye devam edeceklerinin altını çizen Memişoğlu, "Sosyoekonomik nedenler, şehirleşmenin etkileri ve ailenin küçülmesi gibi öne çıkan birçok husus doğurganlık oranını etkiliyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile birlikte hep beraber bu konuyla mücadele ediyoruz. Primer sezaryen oranı Dünya Sağlık Örgütü'nün açıkladığı veriye göre 10 doğumdan yalnızca bir veya ikisinde olabilir. Ancak bizim primer sezaryen oranımız her iki doğumdan birinde olacak şekilde. Toplum sezaryeni bir doğum şekli olarak algılıyor" diye konuştu.

Memişoğlu, ebeleri daha aktif hâle getirip hamilelikte, doğumda ve doğum sonrasında annenin daha çok desteklenmesi için çalıştıklarını söyledi.

"Sezaryen konusundaki toplumsal talebi de değiştirmemiz gerekiyor"

Ebelerin etkinliğini artıracak bir mevzuat çalışması olduğunu açıklayan Memişoğlu, "Annenin bu duygusal döneminde anneyi doğuma hazırlaması gereken kişi ebedir. Ebelerin etkinliğini artıracak bir mevzuat çalışmamız da var. Bu hafta veya önümüzdeki hafta yayımlanacaktır. Ebelerin etkin olmasını istiyoruz. Gebeliğin özellikle son üç ayında, annelik duygusunun daha yoğun yaşanmaya başladığı aşamada, ebelerin gebeleri doğuma hazırlamalarını istiyoruz. Yalnızca anne değil bebek açısından da normal doğumun önemli faydaları olduğunu söylüyoruz. Doğurganlık oranı ile ilgili Bakanlıklar olarak elimizden geleni yapıyoruz. Biliyorsunuz annelerin izin sayıları artırıldı. Ücretsiz izinler kaldırılarak ücretli izin hâline getirildi. Bunlarla ilgili çalışmalar devam ediyor. Annelere ve anne adaylarına doğumun fizyolojik bir olay olduğunu anlatmak için hep beraber çaba harcamalıyız. Sezaryen konusundaki toplumsal talebi de değiştirmemiz gerekiyor. Sezaryenin bir ameliyat olduğunu, doğum şekli olmadığını topluma anlatmamız lazım. Tıbbi olarak on doğumdan bir veya ikisinde ameliyat gerekebilir. Sekizinde ameliyat gerekmeyen fizyolojik bir olayda, birçok doğum sezaryenle gerçekleşiyorsa bu alanda bir sıkıntı var demektir" ifadelerini kulladı.

"Normal doğum konusundaki önyargıları değiştirmemiz gerekiyor"

Normal doğumu bütünsel olarak destekleyecek birçok parametreyi kullanmak zorunda olduklarını aktaran Memişoğlu, "Hastaneler, hekimler, anne adayları ve toplum ölçeğinde değerlendirmeler yaparak normal doğum konusundaki ön yargıları değiştirmemiz gerekiyor. Burada en duygusal olan anneler. Eğer anneleri iyi hazırlarsak, annelerin doğumla ilgili cesaretini artırırsak bu sorunların çözüleceğini düşünüyorum. Primer sezaryen oranının yüzde 20'nin üzerine çıktığı hastanelerle ilgili daha çok çalışacağız" dedi.

"Özel hastaneler mevzuatını tamamen yeniliyoruz"

Özel hastaneler mevzuatını tamamen yenileyeceklerini açıklayan Memişoğlu, "Özel hastanelerde mevzuat açısından bazı değişikliklere ihtiyaç olduğunu görüyoruz. Kamu hastaneleri, üniversite hastaneleri ve özel hastanelerin tamamı aynı standartta hizmet vermek zorunda. Aynı bilimsel çalışma ile aynı şekilde tedavi etmek zorunda. Özel hastanelerde çok iyi örnekler, dünya çapında yapılan ameliyatlar var" diye konuştu.

"Anne adaylarının normal doğuma teşvik edilmesi için çaba harcayacağız"

Sezaryen oranları noktasında özel ve kamu ayrımı yapmadıklarını ifaden Bakan Memişoğlu, "Primer sezaryen oranları ile ilgili incelemelerimiz doğrultusunda 2025'te daha etkin olacak, anne adaylarının normal doğuma teşvik edilmesi için çaba harcayacağız. Ebelerle ilgili teşvik edici unsurlar da getirmeyi planlıyoruz" ifadelerini kullandı.

"Türkiye sağlık alanındaki üretimin ortağı"

Bakanlıkta Türk bilim insanı Dr. Özlem Türeci ile de görüştüğünü belirten Bakan Memişoğlu, "Biz bu ülkede bilim insanını destekleyeceğiz. 10. Türk Tıp Dünyası Kurultayı'nda yurt dışında çalışmış çok başarılı bilim insanlarıyla toplantı yaptım. Onlar buraya gelecekler. Yabancı yatırımcılara da buraya gelmelerini ve yatırım yapmalarını söylüyorum. Türkiye bir sağlık pazarı değil artık, Türkiye sağlık alanındaki üretimin ortağı. TÜSEB ile birlikte çalışıyoruz. Yabancı olup Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen veya Türk olup yurt dışında yatırım yapmak isteyen herkesi en iyi şekilde destekleyeceğiz. Bilimden bilim üretecek, sağlık alanında üretim yapacak, katma değer oluşturacak herkesi destekleyeceğiz. Bilimden bilim üreterek finansal gelir elde edebilecek bir yapıyı oluşturacağız. Bilim yapmak değil bilim üretmekten bahsediyorum. Yeni bir söz söyleyeceğim, yeni bir şey üreteceğim, yeni bir şey buldum, iddiam var diyen herkesi yurt içi ve yurt dışında en iyi şekilde destekleyeceğiz" şeklinde konuştu.

"Hekimlik duygu ve adanmışlık mesleği"

Hastasına sahip çıkan, onun derdiyle dertlenen, empati kuran tüm hekimlerin arkasında olduğunu belirten Bakan Memişoğlu, "Biz hekimler değerli ve hassas insanlarız. Çok çaba harcayarak zorlu bir süreçten geçiyoruz. Sonra da hayatımız boyunca 24 saat insanların iyiliği için uğraşıyoruz ve onlara karşı bir adanmışlığımız var. Bu meslek yalnızca materyalist bir meslek değil; manevi tarafı, hazzı, empati duygusunu geliştirme zorunluluğu da var. Başkasının derdiyle dertlenen bir yapımız var. Sanat yapıyoruz esasında. Hekimlerimizin değerli olmasını istiyorum, onlar da kendilerini değerli hissetmek istiyor. Biz iyi hekimlik yapan hekimlerimize sahip çıkacağız. Hastasına sahip çıkan, adanmışlık duygusu olan her hekimin arkasında duracağım. Bir bakan olarak söylüyorum: İkinci ve üçüncü basamakta hastaya bakmak için değil, tedavi etmek ve hastayı sahiplenmek için çalışan hekimlerin arkasında duracağız. Hastaya bakmak için değil, tedavi etmek ve sahiplenmek için hekimlik yapacağız. Çok net söylüyorum. Hastasına sahip çıkan, onun derdiyle dertlenen, empati kuran tüm hekimlerimizin arkasındayım. Hekimler çok değerli. Hekimlik duygu ve adanmışlık mesleği" diye konuştu.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, ayrıca aile diş hekimliği konusunda üç ilde pilot uygulama yapıldığını, göz ve plastik cerrahi gibi bazı branşlardaki sıkıntıları gidermek için çalışma yürütüleceğini ifade etti.

 

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/saglik-bakani-memisoglu-ozel-hastaneler-mevzuatini-tamamen-yeniliyoruz-382.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/saglik-bakani-memisoglu-ozel-hastaneler-mevzuatini-tamamen-yeniliyoruz-382.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/saglik-bakani-memisoglu-ozel-hastaneler-mevzuatini-tamamen-yeniliyoruz-382-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/saglik-bakani-memisoglu-ozel-hastaneler-mevzuatini-tamamen-yeniliyoruz-382.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/saglik-bakani-memisoglu-ozel-hastaneler-mevzuatini-tamamen-yeniliyoruz/501/</link>
		   <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 12:56:47 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Sağlık Müdürüne istifa çağrısı</title>
		   <description><![CDATA[Türk Sağlık-Sen Karabük Şube Başkanı Sadık Doğdu, promosyon sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle İl Sağlık Müdürü İsmail Kara'yı istifaya davet etti. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Türk Sağlık-Sen Karabük Şube Başkanı Sadık Doğdu, promosyon sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle İl Sağlık Müdürü İsmail Kara'yı istifaya davet etti.

Promosyon sürecinin beklenildiği gibi devam etmediğini ifade eden Sadık Doğdu, İl Sağlık Müdüründen sadece tarafsızlık beklediklerini ama kendilerinin açıkça yasak olmasına rağmen sendika üyeliğini sürdürdüğünü belirtti. Türk Sağlık-Sen Karabük Şubesi olarak Karabük'te promosyon süreci ile ilgili uzun bir süreden beri çalışanların taleplerini, sendika olarak nasıl bir yol izlenmesine dair önerilerini dile getirdiklerini ifade eden Kara, "Özellikle çalışanların tüm temsilcilerinin fikirlerinin alındığı, beraber hareket etmenin esas alındığı ve ihale sürecinin her aşamasında çalışanların tüm sendikalara açık olması gerektiğini söylüyoruz. Biz bunları isterken tek derdimiz çalışanın mağdur olmaması ve ekonomik anlamda önemli bir katkı yapacak bir promosyon anlaşmasına imza atılmasıdır. Aksine tüm söylemlerimiz kulak ardı edilerek sosyal taraflardan paylaşılmadan tamamlanmak istenen bir promosyon süreci görüyoruz" dedi.

1. basamak ihalesi yapılırken neden 5 yıllık yapıldığını soran Doğdu, "30 aylık yapılamaz mıydı? Eğer 30 aylık yapsaydınız; 4 Aralık'ta yapacağınız banka promosyon anlaşması tüm ili kapsayacak şekilde olacaktı. Bugün hiçbir sağlık çalışanı mağdur olmayacaktı. Bunu hiç mi öngöremediniz? Hastanede çalışan işçi arkadaşlarımızı neden 1. basamakta yapılan ihaleye kattınız, Eskipazar Devlet Hastanesi ve Eflani Devlet Hastanesi'nde çalışan sağlık çalışanlarını da bu ihale kapsayacak mı? Üniversiteye bağlı akademik personeller banka promosyon ihalesinde yer alacak mı? İl Sağlık Müdürlüğü 2 ve 3. basamak yaklaşık 2500 çalışan için yapacağı anlaşmada yetkili sendika harici hiç kimse ile en ufak bir diyalog bile kurmamıştır. Sayın İl Sağlık Müdürü yasaya açıkça aykırı olmasına rağmen sendika üyeliğini sürdürdüğü bu malum senle kapalı kapılar ardında nasıl bir promosyon süreci yürüttüğünü az çok tahmin edebiliyoruz. Biz Sayın İl Sağlık Müdüründen sadece tarafsızlık bekliyoruz ama kendileri açıkça yasak olmasına rağmen malum-sen üyeliğini sürdürüyor. Biz sendikal mücadeleden ve rekabetten ne yılar ne de çekiniriz. Ama devletin makamlarını sendikacılık için kullananlarında her zaman karşısında dururuz. Sayın İl Sağlık Müdürü sendikacılığa çok hevesli ise yasak olmasına rağmen üyeliği devam ettirmesinden bunu anlıyoruz. Görevinden istifa etsin malum-sende bir görev alsın sendikacılık yapsın" ifadelerine yer verdi.

 

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/saglik-mudurune-istifa-cagrisi-6902.webp</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/saglik-mudurune-istifa-cagrisi-6902.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/saglik-mudurune-istifa-cagrisi-6902-t.webp"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/saglik-mudurune-istifa-cagrisi-6902.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/saglik-mudurune-istifa-cagrisi/500/</link>
		   <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 17:56:33 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Dr. Müdür Kara'dan yeni aile hekimliği açıklaması</title>
		   <description><![CDATA[Hakkari İl Sağlık Müdürü Dr. Hamdullah Kara, yeni aile hekimliği düzenlemesine dair basın toplantısı düzenledi. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Hakkari İl Sağlık Müdürü Dr. Hamdullah Kara, yeni aile hekimliği düzenlemesine dair basın toplantısı düzenledi.

İl Sağlık Müdürlüğü'nde basın mensupları ile bir araya gelen Hakkari İl Sağlık Müdürü Dr. Hamdullah Kara, yeni Aile Hekimi Yönetmeliği'ne ilişkin açıklama yaptı. Kara, yönetmelikle aile hekimiyle aile hekimliğine kayıtlı kişileri daha sık bir araya getirilmesinin amaçlandığını ifade etti. Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmenliğinde değişiklik yapıldığını hatırlatan Müdür Kara, "Kasım ayı itibariyle Bakanlığımız tarafından Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'nde değişikliğe gidildi. Yeni yönetmelikle Aile Hekimliği Sisteminin etkinliğini ve verimliliğini arttırarak birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşlarımızın sağlıkla ilgili ilk adreslerinin aile sağlığı merkezlerinin olmasıdır" dedi.

Vatandaşların hasta olmadan bile yılda en az iki kez bağlı bulunduğu aile hekimini ziyaret etmeleri gerektiğine işaret eden Kara, sağlık hizmetleri sistemi içerisinde aile hekimliğinin daha işlevsel hale getirilerek aile hekimi ile kayıtlı nüfus arasındaki bağın güçlendirilmesinin amaçlandığını kaydetti. Yeni yönetmelikle, aile hekimlerinin sorumlu oldukları nüfusun 4000'den 3 bin 500'e düşürüldüğünü hatırlatan Kara, Hakkari merkez ve ilçelerinde 4 yeni aile sağlığı merkezi yapıldığını söyledi. Müdür Kara, "İlimiz merkez ve ilçelerinde 4 yeni aile sağlığı merkezi yapım işi bitme aşamasına gelmiştir ve yakın zamanda vatandaşlarımızın hizmetine girecektir. Ayrıca Yüksekova ilçemizde valimizin destekleriyle İl Özel İdaresi tarafından kiralanan 1 aile sağlığı merkezi yeni yerine taşınarak hizmet vermeye başlamış olup 1 aile sağlığı merkezi de yeni yerine kısa zamanda taşınmış olacak. Yeni açılacak aile sağlığı merkezleri ve aile hekimliği birimleri ile beraber ilimizde aile hekimliği birimi başına düşen nüfus 3011 den 2700 ün altına düşürülmüş olacak. Böylece nüfusu düşen aile hekimi kendisine bağlı bulunan bireylere daha fazla zaman ayırarak daha etkin ve verimli sağlık hizmeti sunmuş olacak. Son düzenleme ile özellikle kronik hastalıkların takibi ve 65 yaş üstü hastalarımızın etkin takibi ile hastalık yükünün azaltılması ve halk sağlığının korunması amaçlanmıştır" diye konuştu.

Son dönemlerde aile hekimlerinin ilaç yazamayacaklarına dair asılsız iddiaların da ortaya atıldığını ifade eden Kara, "Ülkemizde bin kişiye düşen günlük antibiyotik kullanım miktarı, OECD ortalamasından 2,5 kat daha yüksektir. Yeni düzenleme aile hekimlerimizin tanı ve tedavilerine müdahale etmediği gibi ilaç yazma özgürlüğünü de asla ortadan kaldırmamaktadır. Aile hekimlerimiz uygun gördükleri ilacı hastalarına hiçbir engel olmadan yazabilecekler. Buradaki asıl amaç akılcı ilaç uygulamalarının teşvik edilerek hastalarımızın ihtiyacı olan uygun ilacı en uygun dozda ve sürede kullanılmasını sağlamak ve böylece vatandaşlarımızın gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilerek sağlığının korunmasıdır. Aile hekimlerimizin maaşlarından bu durumdan kaynaklı kesinti olmayacağı gibi akılcı ilaç uygulaması kapsamında bir önceki döneme göre aynı oranı koruyan ya da daha düşük ilaç kullanımını sağlayan aile hekimlerimize ilave teşvik ödemesi yapılacaktır. Vatandaşlarımızın aile hekimine başvurmadan hastaneye gitmeleri durumunda aile hekimlerinin maaşlarının kesileceği doğru değildir. Aksine aile hekimine kayıtlı nüfusun bir önceki döneme göre aynı kalması ya da düşmesi durumunda aile hekimlerimize ilave bir teşvik ödemesi yapılacaktır. Yine hasta memnuniyet oranının aile hekimlerimizin maaşlarından kesintiye neden olacağı doğru olmadığı gibi aile hekiminin hasta memnuniyet oranının ilimizdeki tüm aile hekimlerinin hasta memnuniyet oranı ortalamasının üzerinde olması durumunda bu günkü alacağı maaşa ilave teşvik ödemesi yapılacaktır. Son olarak vatandaşlarımıza sizlerin aracılığı ile şu çağrıyı yapmak istiyoruz. Vatandaşlarımızın sağlığa ulaştığı ilk kapının aile hekimi olmasını istiyoruz" şeklinde konuştu.

 

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/dr-mudur-karadan-yeni-aile-hekimligi-aciklamasi-5407.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/dr-mudur-karadan-yeni-aile-hekimligi-aciklamasi-5407.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/dr-mudur-karadan-yeni-aile-hekimligi-aciklamasi-5407-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/dr-mudur-karadan-yeni-aile-hekimligi-aciklamasi-5407.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/dr-mudur-karadan-yeni-aile-hekimligi-aciklamasi/499/</link>
		   <pubDate>Thu, 28 Nov 2024 12:56:22 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Bu merkezde sağlıklı yaşlanmayı öğreniyorlar</title>
		   <description><![CDATA[Adana'da faaliyet gösteren Çukurova Sağlıklı Hayat Merkezi'nde 40 yaş üstü bireyler sağlıklı yaşlanmayı öğreniyor.]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Adana'da faaliyet gösteren Çukurova Sağlıklı Hayat Merkezi'nde 40 yaş üstü bireyler sağlıklı yaşlanmayı öğreniyor.

Sağlık Bakanlığınca 2017 yılında merkez Çukurova ilçesine bağlı Yurt Mahallesi'nde açılan Çukurova Sağlıklı Hayat Merkezi'nde 40 yaş üstü bireylere uzmanlar tarafından sağlıklı yaşlanma konusunda eğitim veriliyor. Eğitimde, evde dikkat edilmesi gerekenler, evin dekorasyonu, belli bir yaşın üstünde yapılması gereken sporlar konusunda bilgiler veriliyor. Ayrıca fizyoterapistler, psikologlar, diyetisyenler ve sosyal çalışmacılarda kendi alanlarında dikkat edilmesi gerekenleri anlatıyor.

Bunların yanı sıra eğitimlerle, demans ve alzaymır gibi yaşlılık hastalıklarıyla mücadele konusunda da farkındalık oluşturuluyor.

"Bu bir ekip işi"

Eğitim sırasında İhlas Haber Ajansı'na konuşan ebe hemşire Ayşe Pars, "Bu eğitimlerde danışanlarımıza, sağlıklı yaşlanmaları konusunda bilgiler veriyoruz. Bu bir ekip işi. İlk günkü eğitimimizde danışanlarımız aç karnına merkeze geliyorlar, diyetisyenlerimiz onların yağ ve kas ölçümünü yapıyor. Ayrıca diş sağlığı hekimlerimiz muayene ediyor. Sonrasında psikologlarımız stresle baş etmenin yollarını, demans ve alzaymır gibi yaşlılık hastalıklarıyla nasıl baş edebileceklerini anlatıyor. Ayrıca fizyoterapistlerimiz ev dizaynı konusunda, evin sadeliği konusunu anlatıyor" ifadelerini kullandı.

"Eğitimi bir bütün olarak görüyoruz"

Sağlık okuryazarlığı eğitimleriyle bireylerin sağlıklı yaş almalarını amaçladıklarını vurgulayan Pars, "Sağlık okuryazarlığının maalesef vatandaşlarımızın ne demek olduğunu bilmiyorlar. Biz burada hem sağlık okuryazarlığını, kronik hastalıklarını yönetmeyi, aynı zamanda sağlıklı yaş almalarını sağlıyoruz. Bunun için eğitimi bir bütün olarak görüyoruz. Bu şekilde eğitimler yapıyoruz" dedi.

"Farkındalığımız eksik"

Eğitim almaya gelenlerden Çiğdem Tolay ise eğitimlerin çok yararlı olduğunu anlatarak, "Doktorumuzun bize verdiği bilgilerle nasıl besleneceğimizi öğrenerek 3 haftada 4 kilo verdim. 40 yaş üstü olduğumuz için ülkemizde ve dünyada kanser artışından dolayı bu konuda bilgilenmemiz çok önemli. Buraya geldiğimden dolayı çok mutluyum. Kemik erimesinden, alzaymırla nasıl korunacağız, evde nasıl yaşamamız gerekiyor ve nasıl sosyalleşmemiz gerekiyor bunları öğrendik. Bunları biliyoruz belki ama farkındalığımız eksik bu konularda" ifadelerini kullandı.

 

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/bu-merkezde-saglikli-yaslanmayi-ogreniyorlar-4451.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/bu-merkezde-saglikli-yaslanmayi-ogreniyorlar-4451.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/bu-merkezde-saglikli-yaslanmayi-ogreniyorlar-4451-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/bu-merkezde-saglikli-yaslanmayi-ogreniyorlar-4451.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/bu-merkezde-saglikli-yaslanmayi-ogreniyorlar/498/</link>
		   <pubDate>Thu, 28 Nov 2024 12:55:24 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Soğuk havanın omurga sağlığı üzerindeki 5 olumsuz etkisi</title>
		   <description><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, omurga sağlığını korumanın uzun vadede yaşam kalitesini artıracağını söyledi. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, omurga sağlığını korumanın uzun vadede yaşam kalitesini artıracağını söyledi.

Medline Adana Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, soğuk hava şartlarının gündelik yaşamı zorlaştırırken bundan fiziksel sağlığın da payını aldığını kaydederek, "Bu durumdan belki de en çok omurgamız etkileniyor. Buna ise genel olarak insan vücudunun soğuk havalarda kasları, eklemleri ve kemikleri korumak amacıyla daha fazla gerilim oluşturması neden oluyor" dedi.

Omurga sağlığını korumanın uzun vadede yaşam kalitesini artıracağını belirten Dr. Emine Bukan Arıca, soğuk havanın omurga sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini anlattı.

Dr. Arıca, olumsuz etkilerden korunmak için şu 5 öneriyi sıraladı:

1. Kas sertliği ve spazmları

Soğuk havalar, vücutta kas gerilimini artırır. Kaslar soğuk ortamda daha hızlı sertleşir ve hareket etmede zorlanır. Bu durum, omurgayı çevreleyen kaslarda spazmlara ve sertleşmelere yol açar. Omurgadaki bu kas gerilimleri, sırt ve bel ağrılarını tetikleyebilir, mevcut omurga problemlerini de kötüleştirebilir. Özellikle bel fıtığı veya skolyoz gibi sorunlar soğuk havanın etkisiyle daha da can sıkıcı hale gelebilir.

2. Hareket kısıtlılığı

Soğuk havada vücut, ısısını korumak için enerji harcar ve kaslar daha az esnek hale gelir. Bu durum, insanların normalde rahatça gerçekleştirebildikleri hareketleri zorlaştırır. Özellikle egzersiz yapmayan bireylerde bu hareketsizlik omurganın çevresindeki kasları zayıflatır ve zamanla omurganın daha fazla yük taşımasına yol açar. Uzun süre hareketsiz kalmak, omurgadaki disklerin ve eklemlerin zorlanmasına neden olabilir.

3. Aşırı yüklenme ve duruş bozuklukları

Soğukta ağır eşyaların kaldırılması veya uzun süreli oturmak, omurga üzerine fazladan yük bindirir ve ağrıların artmasına davetiye çıkartır. Ayrıca soğuk havalarda vücut otomatik olarak daha sıkı bir duruş sergilemeye eğilimlidir; insanlar, soğuktan korunmak için vücutlarını bükerek, sırtlarını daha yuvarlak tutmaya çalışırlar. Bu duruş bozuklukları omurgaya olan baskıyı artırır ve uzun vadede omurga sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir.

4. Kan dolaşımının zayıflaması

Soğuk hava, kan damarlarını daraltarak kan dolaşımını yavaşlatır. Bu durum, omurganın çevresindeki dokulara daha az oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden olur. Uzun süreli yetersiz kan dolaşımı, omurga sağlığını olumsuz etkileyebilir ve doku hasarına yol açabilir. Özellikle yaşlı bireylerde kan dolaşımının zayıf olması omurga sağlığını daha da tehlikeye sokar.

5. Soğuk hava ve eklem ağrıları

Omurgadaki eklemler, soğuk hava nedeniyle şişebilir ve ağrıyabilir. Soğuk, eklem sıvısının akışkanlığını azaltarak eklem hareketliliğini kısıtlar. Bu durum, omurgadaki faset eklemleri gibi hareketli eklemlerin ağrımasına hatta iltihaplanmasına yol açabilir. Özellikle romatizmal hastalıkları olan kişiler, soğuk havalarda bu tür ağrılardan daha fazla şikayetçi olurlar.

 

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/soguk-havanin-omurga-sagligi-uzerindeki-5-olumsuz-etkisi-8820.webp</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/soguk-havanin-omurga-sagligi-uzerindeki-5-olumsuz-etkisi-8820.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/soguk-havanin-omurga-sagligi-uzerindeki-5-olumsuz-etkisi-8820-t.webp"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/soguk-havanin-omurga-sagligi-uzerindeki-5-olumsuz-etkisi-8820.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/soguk-havanin-omurga-sagligi-uzerindeki-5-olumsuz-etkisi/497/</link>
		   <pubDate>Thu, 28 Nov 2024 12:55:20 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Kalorifer peteklerine çamaşır asmak, hastalıkları tetikliyor</title>
		   <description><![CDATA[Kışın konforlu bir ısınma imkanı sunan kalorifer sistemi, sağladığı bu konforun yanında bazı dezavantajları da barındırıyor. Kaloriferlerin havayı kurutarak bazı solunum yolu rahatsızlıklarını artırdığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Merih Kalamanoğlu Balcı, doğru bilinen yanlışları anlattı. Çamaşırların kalorifer petekleri üzerinde kurutulmaması gerektiğini söyleyen Balcı, hava nemlendirici cihazlarla ilgili de uyarıda bulundu.]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Kışın konforlu bir ısınma imkanı sunan kalorifer sistemi, sağladığı bu konforun yanında bazı dezavantajları da barındırıyor. Kaloriferlerin havayı kurutarak bazı solunum yolu rahatsızlıklarını artırdığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Merih Kalamanoğlu Balcı, doğru bilinen yanlışları anlattı. Çamaşırların kalorifer petekleri üzerinde kurutulmaması gerektiğini söyleyen Balcı, hava nemlendirici cihazlarla ilgili de uyarıda bulundu.

Tüm yurtta kış, kendini iyice hissettirmeye başladı. Havaların iyice soğumasıyla konut ve iş yerleri gibi birçok yerde kaloriferler de devreye girdi. Ancak kalorifer kullanımı, bulunduğu ortamda nem oranını düşürmesi ve havayı kurutması nedeniyle sağlık açısından bazı olumsuzluklara neden olabiliyor. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Merih Kalamanoğlu Balcı, bu olumsuzlukları şöyle anlattı:

"Kalorifer yaşam konforumuzu artırıyor ancak bazı olumsuz etkileri de var. Bunlardan kaçınmak gerekir. Bunlardan birincisi kuru hava: Yüksek sıcaklıklar, ortamın nem oranını düşürüyor ve havanın kurumasına neden oluyor. Bu da burun mukozamızın, gözlerimizin ve tüm hava yollarımızın kurumasına neden oluyor. Fizyolojik olarak solunum yollarında bir mukus üretimi var ve bu dış ortamlardaki zararlı partiküllerin temizlenmesi için çok önemli. Ancak nem oranı düşük olduğu zaman bu çalışma sistemi bozuluyor. Dolayısıyla hava yollarında daralmaya neden oluyor ve alerjik riniti olan kişilerin şikayetleri artıyor. Hava yollarının daralması astım, KOAH gibi hastalığı olan kişilerde solunum şikayetlerinin artmasına neden oluyor. Boğazda gıcık hissi, sürekli öksürme, nefes darlığı gibi şikayetleri arıtabiliyor. Kaloriferli ortamlar, alerjenlerin ortamda birikmesi ve alerjenler ile polenlerin havada kalması nedeniyle daha fazla alerjen maruziyetine neden oluyor."

"Nemlendirici cihazlar ya da su dolu kaplar kullanın"

"Kaloriferli ortam ısısının gün içerisinde 20-22 derece arasında olması gerekiyor. Bunu bir termostat ya da ısı ölçerle takip etmek gerekir. Gece uyku sırasında ise 18 derece daha kaliteli bir uyku sağlar. Vücut daha rahat dinlenir ve hava yollarımızın kurumasına engel olur" diyen Prof. Dr. Balcı, ortamı nemli tutmak için yapılması gerekenleri anlattı. Kalamanoğlu Balcı, "Eğer ortamdaki hava kuruysa nem ölçerlerle yüzde 40-60 arası olacak şekilde nem oranının dengelenmesi gerekir. Bunu yapmak için neler yapabiliriz? Örneğin kalorifer peteklerine su dolu kaplar asılabilir. Ortama bir kap içerisinde temiz su konularak nem dengesi sağlanabilir. Bunlar yetersiz oluyorsa nemlendirici cihazlar kullanılır, faydası da olur. Ancak dikkatli kullanmak lazım. Bu cihazların günlük temizliklerinin yapılması lazım. Filtre temizlikleri ve bakımları yapılmazsa bir takım küf ve bakterilerin artışına neden olur. Bu da ortama küf ve bakteri yayılmasına sebep olarak solunum şikayetlerini artırabilir" dedi.

Prof. Dr. Merih Kalamanoğlu Balcı, hem su dolu kaplara hem de nemlendirme cihazlarına ortama güzel bir koku yayması için konulan ürünlerin de kesinlikle kullanılmaması gerektiğinin altını çizerek, "Çünkü kimyasal maddeler daha fazla irritasyona neden oluyor" dedi.

"Kullanılan kokular, solunum yollarını etkiliyor"

En çok yapılan yanlışlardan birinin de kalorifer peteklerinin üzerine kurutma amaçlı çamaşır asılması olduğunu belirten Prof. Dr. Kalamanoğlu Balcı, "Doğru bilinen bir yanlış da peteklerin üstüne su kabı değil de çamaşır asılması. O çamaşırın içerisindeki deterjan ve kimyasalların kururken ortama yaydıkları koku, hava kalitesini bozar. Bu açıdan dikkat etmek gerekiyor. Keskin kokular, toz, solunum yolu hassasiyeti olan kişilerin şikayetlerini artırıp tetikleyici faktörlerdir. Bu nedenle bunlardan uzak durmak için herhangi bir nemlendiricinin içerisine koku etkisi olabilecek maddeleri eklememek gerekir. Kalorifer peteklerinin üstünde ya da oda içerisinde de çamaşır kurutmamak gerekir" ifadelerini kullandı.

"Kaloriferli ortamı düzenli olarak havalandırın"

Kaloriferli ortamların düzenli havalandırılmasının da önemine dikkat çeken Prof. Dr. Merih Kalamanoğlu Balcı, "Konforumuzun artması nedeniyle kaloriferli ortamlarda uzun süre zaman geçiriyoruz. Ortam düzenli olarak yeterince havalandırılmazsa bakteri, virüs gibi enfeksiyonların daha fazla yayılmasına, dolayısıyla kış aylarında solunum sistemi enfeksiyonlarının daha fazla olmasına neden oluyor. Buna dikkat etmek gerekir. Ortamın, toz ve alerjenlerin düzenli temizlenmesi, kullanılan cihazların filtrelerinin ve günlük bakımlarının yapılması çok fayda sağlar" dedi.


 
]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kalorifer-peteklerine-camasir-asmak-hastaliklari-tetikliyor-6333.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kalorifer-peteklerine-camasir-asmak-hastaliklari-tetikliyor-6333.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kalorifer-peteklerine-camasir-asmak-hastaliklari-tetikliyor-6333-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kalorifer-peteklerine-camasir-asmak-hastaliklari-tetikliyor-6333.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/kalorifer-peteklerine-camasir-asmak-hastaliklari-tetikliyor/496/</link>
		   <pubDate>Thu, 28 Nov 2024 12:55:14 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Kış aylarında artan kalori miktarıyla baş etmenin 6 püf noktası</title>
		   <description><![CDATA[Merkezefendi Sağlıklı Hayat Merkezi Diyetisyen Betül Arslanoğlu kış aylarıyla birlikte su tüketiminin azalması, sürekli yemek yeme isteği ve hareketsiz yaşam ile birlikte günlük kalori miktarında artış yaşandığını belirterek bu durumla baş etmenin yollarını 6 maddede açıkladı. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Merkezefendi Sağlıklı Hayat Merkezi Diyetisyen Betül Arslanoğlu kış aylarıyla birlikte su tüketiminin azalması, sürekli yemek yeme isteği ve hareketsiz yaşam ile birlikte günlük kalori miktarında artış yaşandığını belirterek bu durumla baş etmenin yollarını 6 maddede açıkladı.

Merkezefendi Sağlıklı Hayat Merkezi Diyetisyen Betül Arslanoğlu kış aylarıyla birlikte su tüketiminin azalması, sürekli yemek yeme isteği ve hareketsiz yaşam ile birlikte günlük kalori miktarında artış yaşandığını belirterek bu durumla baş etmenin yollarını 6 maddede açıkladı. Havaların soğumasıyla birlikte su tüketimin ve egzersiz seviyesinin azaldığı ve buna bağlı olarak evde geçirilen vakitler artmaya başladığını belirtti. Ayrıca gün ışığından ise daha az yararlanmaya başladıklarını haliyle bu durum sürekli atıştırmalıklara, duygusal yemeye, tatlı ve karbonhidrat tüketiminde artış gösterdiğini belirten Diyetisyen Arslanoğlu bu durumla baş etmenin yollarını 6 maddede açıkladı.

"Soğuk havalarda kas oranımızı artırmamız gerekiyor"

Soğuyan havalarda metabolizmanın önemli olduğunu vurgulayan ve kas oranının ne kadar fazla olursa metabolizmanın daha da hızlanacağını belirten Diyetisyen Arslanoğlu, "Soğuyan hava ile vücudumuzun ısı üretme isteği artacak ve buna bağlı olarak da kalori ihtiyacı artacaktır. Bu durumda iştahımızın artması çok normaldir ancak havaların soğumasıyla birlikte egzersiz seviyemizin de düştüğünü göz önünde bulundurursak kilomuzu korumamız ve eğer fazla kilomuz varsa ideal kiloya gelmemiz oldukça önemlidir. İdeal kiloda olmanızı ve metabolizmanızı hızlandırmak için de kendinizi aç bırakmayın ve yaşam tarzınıza göre bir öğün düzeni oluşturun. Yazdan kilo alarak çıktıysanız hızlı kilo vermeyi vaat eden şok diyetlerden uzak durun, bu tarz diyetler vücudunuzu kıtlık bilincine sokar ve metabolizmanız yavaşlar. Kas oranınızı arttırmayı hedefleyin. Kas oranınız ne kadar fazla olursa metabolizmanız o kadar hızlı olacaktır ve kilo vermeniz ya da kilonuzu korumanız daha kolay olacaktır. Düzenli uyku metabolizmanın can damarıdır. Doğru melatonin sentezi ve kortizol seviyelerinin azaltılması için karanlık bir ortamda kaliteli bir uyku oldukça önemlidir" dedi.

"Kaliteli besinleri günlük beslenme planına dahil edilmesi gerekiyor"

Kaliteli besinleri günlük beslenme planına dahil edilmesi gerektiğini ve bağırsak sistemini beslenmesi gerektiğini belirten Arslanoğlu, "Tahıllı ürünler (yulaf, esmer pirinç, tam buğday ekmeği), yüksek kaliteli protein kaynakları (tavuk, balık, yumurta, baklagiller) ve zeytinyağı, avokado, ceviz ve badem gibi sağlıklı yağlar; enerjinizi dengeler, daha uzun süre tok kalmanızı sağlar. Bağırsaklar, yalnızca sindirim ve besin emilimini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bağışıklık sistemini destekler, ruh halini etkiler ve hatta metabolizmayı düzenler. Bağırsak sağlığımızda önemli rol oynayan probiyotik ve prebiyotikleri beslenme planımıza dâhil etmek oldukça önemlidir" diye konuştu.

Tatlılar ve karbonhidratlar mutluluk hormonunun artırarak ruh halini iyileştirebileceğini ve geçici bir mutluluk hissi oluşturabilir ama yoğun karbonhidrat tüketiminin de uzun vadede kilo alımına, beslenme dengesizliğine ve mutsuzluğa sebep olabileceğini dile getiren Arslanoğlu, "Hepimiz hayatın koşturmacısı içerisinde birçok stres faktörüyle baş etmek zorunda kalıyoruz. Stres, kaygı veya mutsuzluk durumunda tatlı yeme isteğimiz artar. Tatlılar, kısa vadede rahatlatıcı bir etki yaparak kişiyi geçici olarak mutlu edebilir. Bu nedenle, "duygusal yeme" dediğimiz fiziksel olarak aç olmasak bile bir şeyler yeme istediğimiz durum ortaya çıkar. Ayrıca kışın günlerin kısalması, ışık eksikliği ve genel olarak daha kapalı hava şartları, vücutta serotonin seviyelerini düşürebilir. Serotonin, "mutluluk hormonu" olarak bilinir ve ruh halimizi düzenler. Tatlılar ve karbonhidratlar, serotonin üretimini artırarak ruh halini iyileştirebilir ve geçici bir mutluluk hissi oluşturabilir. Ancak yoğun karbonhidrat tüketimi uzun vadede kilo alımına, beslenme dengesizliğine ve mutsuzluğa sebep olabilir" şeklinde konuştu.

"Su tüketilmesine özen gösterilmelidir"

Kış aylarında soğuyan hava nedeniyle su içme alışkanlıkları genellikle azabildiğini ancak su tüketiminde özen gösterilmesini ve vitamin, mineral seviyelerini ölçtürülmesi gerekildiğini vurgulayan Arslanoğlu, "Kış aylarında soğuyan hava nedeniyle su içme alışkanlıkları genellikle azalabilir. Ancak, vücut yine de her mevsimde yeterli suya ihtiyaç duyar. Çünkü su, vücut ısısının düzenlenmesinden sindirim ve beslenmeye kadar pek çok hayati fonksiyona katkı sağlar. Mutlaka bir kan tahlili yaptırıp vitamin-mineral seviyelerimizi ölçtürelim. Vücutta bazı vitamin-minerallerin eksiklikleri (özellikle demir, d vitamini, B12, magnezyum gibi) daha halsiz hissetmemize neden oluyor olabilir. Buna bağlı olarak daha hareketsiz oluyor ve kilo alıyor olabiliriz. Bunu göz ardı etmeyelim" dedi.

 
]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kis-aylarinda-artan-kalori-miktariyla-bas-etmenin-6-puf-noktasi-2310.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kis-aylarinda-artan-kalori-miktariyla-bas-etmenin-6-puf-noktasi-2310.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kis-aylarinda-artan-kalori-miktariyla-bas-etmenin-6-puf-noktasi-2310-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kis-aylarinda-artan-kalori-miktariyla-bas-etmenin-6-puf-noktasi-2310.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/kis-aylarinda-artan-kalori-miktariyla-bas-etmenin-6-puf-noktasi/495/</link>
		   <pubDate>Tue, 26 Nov 2024 14:30:44 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Türk bilim insanından umut veren çalışma</title>
		   <description><![CDATA[Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Alper, 2015 yılında başlattığı çalışmalar sonucu meme enfeksiyonu hastalığında tıp dünyasında heyecan uyandıran sonuçlara ulaştı. 9 senelik tecrübenin sonucunda sadece meme içerisine steroid vererek bazen krem desteği ile 5-10 seans arası tedavi ile hastalarda tam kür sağlandığını ifade eden Alper, "Atatürk Üniversitesi radyoloji bölümünde uyguladığımız tedavi]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Alper, 2015 yılında başlattığı çalışmalar sonucu meme enfeksiyonu hastalığında tıp dünyasında heyecan uyandıran sonuçlara ulaştı. 9 senelik tecrübenin sonucunda sadece meme içerisine steroid vererek bazen krem desteği ile 5-10 seans arası tedavi ile hastalarda tam kür sağlandığını ifade eden Alper, "Atatürk Üniversitesi radyoloji bölümünde uyguladığımız tedavi protokolüyle hastalarda hem başarılı sonuçlar aldık hem de sıfıra yakın yan etki ile ameliyata gerek kalmadan çözümler ürettik" dedi.

Prof. Dr. Fatih Alper, idiyopatik granülomatöz mastitin kronik bir meme enfeksiyonu olduğunu belirterek, "Bu dünyada nadir olan ancak toplumumuzda sık görülen bir hastalıktır. Memede kızarıklık, şişlik, ısı artışı, meme içerisinde sertlikler, meme cildinde delinmeler, akıntılar ve açık yaralarla seyreden kötü bir hastalıktır. Başlangıcında kanser ile karışan bulguları mevcuttur. Özellikle orta yaş grubu annelerde daha sık görülmektedir. Bu hastalar antibiyotiğe cevap vermeyen ve doktor doktor dolaşan hasta grubudur. Mevcut hastalığını çevresine anlatamamakta ve aylarca yıllarca hastalıkla yaşamaktadır. Halk arasında süründüren denen bir durumdur" dedi.

"Sıfıra yakın yan etkiyle ameliyata gerek kalmıyor"

21 Eylül'de İzmir'de yapılan IGM'ye ait tedavi çalıştayına katıldığını söyleyen Prof. Dr. Alper, "Oraya pek çok merkez katılmıştı. Tedavide meme içerisine steroid (lokal perilezyonel, intralezyonel), krem şeklinde (topikal), ağızdan (oral yüksek doz düşük doz steroid), romatizma ilaçları (metotreksat), bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar (imuran), antibiyotikler, antitüberküloz ilaçlar ve meme ameliyatları gibi pek çok uygulama yapıldığı anlatıldı. Tedavi yaklaşımında Türkiye ve dünyada bir fikir birliği olmayıp kaos mevcuttur. Çalışmakta olduğumuz Atatürk Üniversitesi radyoloji bölümünde uyguladığımız tedavi protokolüyle hastalarda hem başarılı sonuçlar aldık hem de sıfıra yakın yan etki ile ameliyata gerek kalmadan çözümler ürettik" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Alper, yaşadığı tecrübeleri ve yaptığı çalışmaları Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim gören öğrencilere de detaylarıyla aktarıyor.

"Ameliyat veya diğer komplike tedavilere gerek kalmıyor"

9 senelik tecrübenin sonucunda sadece meme içerisine steroid vererek bazen krem desteği ile 5-10 seans arası tedavi ile hastalarda tam kür sağlandığını ifade eden Prof. Dr. Alper, "Tedavi sürecinde hastalara uygulanan toplam steroid dozu 400 mg ile 800 mg civarındadır (oral steroid dozu 0.8 mg/kg olup 100 kg hastada 1 günlük oral doz 80 mg iken biz bu dozu haftalık seansta vermekteyiz). Diğer merkezlerde oral steroidin ve diğer ilaçların pek çok yan etkilerinin yaşandığı ifade edilmektedir. Bu yöntemle ameliyat veya diğer komplike tedavilere gerek kalmadan kür sağlanarak yaklaşık 650 hastayı tedavi ettik. Tüm hastalar tedavi sonrası mutlu bir şekilde ve iyi dileklerini ileterek ayrıldılar. Bu yöntemin etkili olduğunun bilinmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Literatürde ilk benim bulduğum ve kullandığıma dair meme içi steroid uygulaması, oral ve meme içi uygulamayı karşılaştırdığımız, literatürdeki ilk ultrasonik evreleme yaptığımız ve 40 mg ve 80 mg dozların karşılaştırdığımız makaleler uluslararası dergilerde yayınlandı. Bu yayınlar tıp dünyasında oldukça fazla ilgi gördü. Bizler de mutlu olduk" dedi.

"Ameliyat yapılmadan da iyi sonuçlar alabilmekteyiz"

Hastalığın Erzurum ve Doğu Anadolu'da daha yaygın görüldüğünü anlatan Prof. Dr. Fatih Alper, "Ülkemizde de sıkça rastlanan bir rahatsızlık. Önceden nadir diye düşünürken yaklaşık 8-9 senelik süre içinde 650 vakaya ulaştığımızı görüyoruz. Erzurum, Iğdır, Kars ve Diyarbakır, Trabzon gibi pek çok şehrimizden bize hasta geliyor. Nahçıvan'dan bile takip ettiğimiz ve tedavi verdiğimiz hastalar var. Yine İzmir'den, Bilecik, İstanbul'dan gelen hastalarımız var. Türk Radyoloji Derneği Meme Grubunda bu hastalıkla ilgili yardımcı olacağımızı ifade ettim. Benzer şekilde Rize'den ve İzmir'den hocalarımızla bağlantı halindeyim. Yaptığımız çalışmalarda özellikle yıllar içerisinde her gün 1-2 saat ayırdığım için yaklaşık 5 binden fazla ultrasona baktım ve yaptığım pek çok bakıda şunu fark ettim: Literatüre iki yeni bulgu ortaya koyacağım. Bununla alakalı çalışmalarım son aşamada ve bulgulardan birisine 'Fatih' diğerine ise 'Alper' bulgusu ismini koyacağım. Bu hastalığı taşıyan hastalar şunu bilmeli ki ağır tedaviler (ağızdan tedaviler steroid, metotreksat, kolşisin, v.s ) ve ameliyat yapılmadan da iyi sonuçlar alabilmekteyiz" diye konuştu.

 

]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/turk-bilim-insanindan-umut-veren-calisma-6010.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/turk-bilim-insanindan-umut-veren-calisma-6010.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/turk-bilim-insanindan-umut-veren-calisma-6010-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/turk-bilim-insanindan-umut-veren-calisma-6010.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/turk-bilim-insanindan-umut-veren-calisma/494/</link>
		   <pubDate>Tue, 26 Nov 2024 15:30:35 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Kış aylarında bağışıklığı güçlendiren beslenme önerileri</title>
		   <description><![CDATA[SANKO Üniversitesi Hastanesi'nden Uzman Diyetisyen Meltem Demirci, "Kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek için beslenmeye dikkat edilmesi önemlidir" dedi. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[SANKO Üniversitesi Hastanesi'nden Uzman Diyetisyen Meltem Demirci, "Kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmek için beslenmeye dikkat edilmesi önemlidir" dedi.

Uzm. Dyt. Demirci, havaların iyice soğuduğu kış mevsiminin yaşandığı bu dönemde sağlığa katkı sağlayacak şu beslenme önerilerinde bulundu: "Taze Meyve ve Sebzeler: Kış mevsiminde C vitamini açısından zengin turunçgiller, kivi ve brokoli gibi besinleri tercih edebilirsiniz. Renkli sebzelerin antioksidan içeriği bağışıklığınızı korumanıza destek sağlar. Sıcak İçecekler: Zencefil ve tarçınla hazırlanan sıcak bitki çayları, soğuk havalar karşısında sizi sıcak tutar ve ruh halinizi iyileştirir. Omega-3 Yağ Asitleri: Somon, sardalya ve ceviz gibi omega-3 kaynakları fiziksel sağlığı desteklerken depresyon riskini de azaltır. Tam Tahıllar: Yulaf, kahverengi pirinç ve bulgur gibi tam tahıllar, enerji seviyesini artırır ve sindirim sistemini düzenler. Probiyotikler: Yoğurt gibi probiyotiklerle zenginleştirilmiş gıdalar, bağırsak sağlığını destekler ve bağışıklığı güçlendirir. Su Tüketimi: Kışın su içme alışkanlığınızı sürdürün; günde en az 8 bardak su içmeyi hedefleyin. Şeker ve İşlenmiş Gıdalar: Aşırı şeker ve işlenmiş gıdaların tüketimi bağışıklığı zayıflatır. Bunun yerine doğal ve besleyici gıdalar tercih ediniz."

Besin hazırlama ipuçları

Haftalık yemek planı yaparak mevsim sebzelerinin kullanılmasını öneren Uzm. Dyt. Demirci, besin hazırlama ipuçlarını şöyle sıraladı: "Sebzeleri buharda pişirerek besin değerini koruyunuz. Baharatlar ekleyerek yemekleri zenginleştiriniz. Sıcak çorba ve güveçler hazırlayın, çeşitli sebzeler ve tam tahıllar kullanınız. Fırında sebze pişirme yöntemi ile doğal tatları artırınız."

Fitoterapi (bitkisel tedavi) önerileri

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için ekinezya, zencefil ve sarımsak kullanılabileceğini belirten Uzm. Dyt. Demirci, C vitamini açısından zengin gıdalar ve propolis gibi doğal takviyelerin de tercih edilebileceği önerisinde bulundu.

Bitkisel ürünler uzmana danışarak tüketilmeli

Herhangi bir bitkisel ürün kullanmadan önce sağlık durumunun göz önünde bulundurulup uzmana danışılmasının önemine vurgu yapan Uzm. Dyt. Demirci, "Tükettiğiniz bitkilerin yan etkileri olabileceğini unutmayın. Özellikle hamilelik, emzirme veya düzenli ilaç kullanıyorsanız doktorunuza danışın. Dengeli beslenme ile yeterli uyku ve düzenli egzersiz de önemlidir" diye konuştu.

 
]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kis-aylarinda-bagisikligi-guclendiren-beslenme-onerileri-6225.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kis-aylarinda-bagisikligi-guclendiren-beslenme-onerileri-6225.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kis-aylarinda-bagisikligi-guclendiren-beslenme-onerileri-6225-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/kis-aylarinda-bagisikligi-guclendiren-beslenme-onerileri-6225.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/kis-aylarinda-bagisikligi-guclendiren-beslenme-onerileri/493/</link>
		   <pubDate>Tue, 26 Nov 2024 16:30:25 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Uyku apnesine robotik çözüm</title>
		   <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selahattin Tuğrul, uyku apnesi ve horlama tedavisinde robotik cerrahinin sunduğu avantajları anlattı. Özellikle dil kökü problemlerinin robotik yöntemle güvenle tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Tuğrul, bu teknolojinin hem hastalar hem de sağlık profesyonelleri için büyük kolaylık sağladığını vurguladı. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selahattin Tuğrul, uyku apnesi ve horlama tedavisinde robotik cerrahinin sunduğu avantajları anlattı. Özellikle dil kökü problemlerinin robotik yöntemle güvenle tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Tuğrul, bu teknolojinin hem hastalar hem de sağlık profesyonelleri için büyük kolaylık sağladığını vurguladı.

Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selahattin Tuğrul, uyku apnesive horlama sorunlarına yönelik gelişmiş tedavi yöntemlerini değerlendirdi. Prof. Dr. Tuğrul, uyku apnesinin toplumda fark edilmeyen ancak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bir problem olduğunu belirterek, robotik cerrahinin tedavi sürecinde sağladığı avantajları anlattı. Robotik yöntemle özellikle dil kökü problemlerinin güvenle tedavi edilebildiğini ifade eden Prof. Dr. Tuğrul, bu teknolojinin hem hastalar hem de sağlık çalışanları için büyük kolaylık sunduğunu dile getirdi.

Robotik cerrahide yeni dönem

Prof. Dr. Tuğrul, uyku apnesi tedavisinde dil kökü problemlerinin sıklıkla ihmal edildiğini belirtti. "Dil köküne ulaşım zor olduğu için, bu bölgeyi tedavi ederken robotik cerrahiden faydalanıyoruz. Robotun kollarını ağız içinden yerleştirerek monitör başında istediğimiz alanda güvenli bir şekilde işlem yapabiliyoruz. Robotik ameliyatların en büyük avantajı, ağız içinden yapılan işlemlerin güvenli bir şekilde tamamlanmasıdır. Ameliyat yaklaşık iki saat sürmekte ve hastalarımız bir gün sonra taburcu edilmektedir" dedi.

Dil kökü tedavisinin önemi

Robotik cerrahiyle dil kökü problemlerinin çözümünün, uyku apnesi tedavisinde anahtar rol oynadığını belirten Prof. Dr. Tuğrul, "Dil kökü ihmal edildiğinde, diğer sorunlar çözülse bile apne ya da horlama devam edebilir. Bu nedenle robotik yöntemle bu bölgedeki problemleri güvenli bir şekilde tedavi ediyoruz" diye konuştu.

Kilo kontrolü ve yaşam tarzı

Uyku apnesinin temel nedenleri arasında burun, damak ve çene yapısındaki sorunların yanı sıra obezitenin de önemli bir etken olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tuğrul, kilo kontrolünün tedavi sürecindeki önemine dikkat çekti. "Eğer hastamız kilo almazsa, tedavi sonuçları uzun vadeli oluyor. Ancak sağlıksız yaşam tarzı ve düzensiz beslenme, sorunun nüksetmesine yol açabilir" şeklinde konuştu.

 
]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/uyku-apnesine-robotik-cozum-8880.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/uyku-apnesine-robotik-cozum-8880.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/uyku-apnesine-robotik-cozum-8880-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/uyku-apnesine-robotik-cozum-8880.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/uyku-apnesine-robotik-cozum/492/</link>
		   <pubDate>Tue, 26 Nov 2024 16:28:18 +0300</pubDate>
		   </item><item>
		   <title>Yeni aile hekimliği yönetmeliği hekimlere ve hastalara birçok fayda sağlıyor</title>
		   <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'nın yürürlüğe koyduğu yeni yönetmeliğe göre aile hekimliklerine kayıtlı vatandaş sayısının 4 binden 3 bin 500'e düşürüldüğüne dikkat çeken Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Orkun Yıldırım, bu değişiklik ile hekimlerin vatandaşlara daha fazla zaman ayıracağını ve kronik hastalığı olan vatandaşların yüz yüze takiplerinin daha düzenli yapılacağını belirtti. ]]></description>
		   <content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'nın yürürlüğe koyduğu yeni yönetmeliğe göre aile hekimliklerine kayıtlı vatandaş sayısının 4 binden 3 bin 500'e düşürüldüğüne dikkat çeken Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Orkun Yıldırım, bu değişiklik ile hekimlerin vatandaşlara daha fazla zaman ayıracağını ve kronik hastalığı olan vatandaşların yüz yüze takiplerinin daha düzenli yapılacağını belirtti.

Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Orkun Yıldırım, geçtiğimiz ay Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği'ndeki değişiklikler hakkında açıklamalarda bulundu. Aile hekimliğinin, sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu dile getiren Dr. Yıldırım, Sağlık Bakanlığı'nca yapılan yeni düzenlemenin hem vatandaşlar hem de sağlık çalışanları açısından önemli değişiklikler ve iyileştirmeler sunduğunun altını çizdi.

Aile hekimliklerinin vatandaşların sağlıkla ilgili durumlarında ilk başvurmaları gereken yer olduğunu hatırlatan Dr. Yıldırım, "Aile hekimleri hastayı; mevcut diğer sağlık sorunları ile birlikte dış şartlar ve hastalık risk yönetimini bir bütün olarak değerlendirir. Sorumluluğunu üstlendiği kişinin hastalıklardan korunması için gerekli tedbirleri alır. Hastalık halinde ise tedaviyi gerçekleştirir ya da ihtiyaçlara yönelik rehberlik yapar. Her durumda düzenli kontrolleriniz için aile hekiminizle iletişim halinde olmanız önemlidir. Yeni düzenleme, bu kontrollerin daha sistemli yapılmasını teşvik etmektedir. Bu sayede, muhtemel riskler önceden fark edilip müdahale edilebilir. Aile hekimleri, vatandaşlarımızın hastalık durumlarında ilk tercihi olmalıdır" dedi.

Yeni düzenleme ile aile hekimlerinin orta vadede her bireye daha fazla zaman ayırmasının hedeflendiğini vurgulayan Dr. Yıldırım, "Bu düzenlemelerin en dikkat çeken noktası, her bir aile hekimine kayıtlı kişi sayısının 4 binden 3 bin 500'e düşürülmesidir. Kayıtlı kişi sayısının azalması, hekimlerimizin size ayırdığı süreyi artıracaktır. Böylece görüşmelerinizde daha fazla detaylı konuşma imkânı bulabileceksiniz. Ayrıca düzenli takiplerle sağlık ihtiyaçlarınız proaktif şekilde ele alınacaktır" şeklinde konuştu.

Yönetmelikteki yeni değişiklikler ile kronik hastalara, anne ve çocuklara yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin çok daha etkin bir şekilde sunulacağını öne süren Dr. Yıldırım, "Özellikle doğum sonrası anne ve bebek sağlığı takibini içeren lohusa izlemlerine daha fazla dikkat çekilmiştir. Doğum sonrası dönemde aile hekimleri düzenli olarak anne ve bebeğini takip edecek, ihtiyaç duyduğu tüm sağlık hizmetleri için yönlendirecektir. Düzenleme, kronik hastaların özellikle de 65 yaş üstü hastaların etkin takibiyle hastalığın seyrindeki problemlerin azaltılmasını ve akılcı ilaç kullanımının özendirilmesini amaçlamaktadır. Ayrıca kronik hastalıklar ve kanserlerin erken teşhisi için aile hekimlerimiz, kayıtlı bireylerle düzenli iletişim kuracak ve sağlık durumlarını takip edecektir. Bu yaklaşım toplum sağlığının korunması ve hastalıkların erken teşhis edilmesi açısından büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.

Yönetmelikle aile hekimlerinin ve aile sağlığı çalışanlarının çalışma şartlarında da düzenlemeye gidildiğini ifade eden Dr. Yıldırım, "Yeni yönetmelik ile; gebelik takibi, bağışıklama, çocuk izlemleri gibi koruyucu sağlık hizmetlerinde belirlenen hedeflere ulaşan ve ayrıca kronik hastalık takibi yapan hekimlerimize yönelik teşvik ödemeleri de arttırılacak şekilde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerin, sağlık hizmetlerimizin kalitesini yükselteceğine ve sağlık çalışanlarımızın mesleki tatmin ve memnuniyetini arttıracağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı.

 
]]></content:encoded>
		   <image>https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/yeni-aile-hekimligi-yonetmeligi-hekimlere-ve-hastalara-bircok-fayda-sagliyor-7656.jpg</image>
		   <media:content url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/yeni-aile-hekimligi-yonetmeligi-hekimlere-ve-hastalara-bircok-fayda-sagliyor-7656.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/yeni-aile-hekimligi-yonetmeligi-hekimlere-ve-hastalara-bircok-fayda-sagliyor-7656-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.medihayat.com/images/haberler/2024/11/yeni-aile-hekimligi-yonetmeligi-hekimlere-ve-hastalara-bircok-fayda-sagliyor-7656.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
		   <link>https://www.medihayat.com/yeni-aile-hekimligi-yonetmeligi-hekimlere-ve-hastalara-bircok-fayda-sagliyor/491/</link>
		   <pubDate>Tue, 26 Nov 2024 15:28:47 +0300</pubDate>
		   </item></channel>
</rss>